Einzige bu manada kavramsal âlemdeki “kara deliktir. Stirner kavramsal genelleme düzeyini terki diyar eyleyerek ve Einzige'yi safi bir ad olarak öne sürerek, bizi herhangi bir idealler dünyasına raptedecek kanalları sonsuza kadar olumsuzlar. Bu en temelde gerçekliğe yalın bir açıklıktır aynı zamanda. Böylelikle her bireyin tekilliği onaylanır: Hem reel dünyadaki Polis hem Tanrı adına çalışan içerideki Lutherci Polis, hem de Akıl adına işleyen içerideki Kantçı diğer Polis türlerinin ikame-imkânları, yani birey üzerinde hâkimiyet kurma olanakları devre dışı kalmış olur. Karl Löwith'in de belirttiği üzere; İnsana dair genel bir belirlenmişliği araştırmayı görev edinen biri Stirner açısından hâlen Hıristiyanlığın büyülü çemberi içinden bakmaktadır dünyaya. O yüzden Feuerbach, Bauer ya da Marx (bunları yeni "sofu"lar olarak kodlar) gerçekte olduğu hâliyle insanı görmezden geldiklerinden dolayı, tıpkı Fransız Devrimi'nin başrahipleri gibi, insanlığın kutsal tini tarafından ele geçirilmişlerdir. Tanrı'yı öte dünyadan bu dünyaya taşıyıp yeni nominalarla taçlandırmışlardır. Kıssadan hissesi "dünyevileşme" kutsalı tasfiye edememiş, sadece yerini kaydırmıştır. Oysa Einzige ne burjuva devletinde ne de komünist toplumda yaşar. Ne ağır kan bağları ne de insanlığın iplikleri onu bağlayabilir.
Mülkün sahibinin Allah olduğu gerçeğini bilmemize rağmen, nasıl da dört elle sarılıyoruz, bizim deyip sahip çıkıyoruz, Allah'ın emaneten verdiklerine. Dünyevileşme hastalığı bu olsa gerek. Ne ihlas bırakıyor ne samimiyet.