Marcus Aurelius
İnsan yaşamında zaman yalnızca bir noktadan ibarettir; varlığımız değişkendir, kavrayışımız zayıftır, bedenimizin tamamı çürümeye mahkûmdur, ruhumuz bir girdap gibidir, kaderimiz öngörülemez ve şöhretimiz belirsizdir. Kısacası, bedene ait olan her şey akıp giden bir nehir gibidir; ruha ait olan her şey ise bir düş ve yanılsamadan ibarettir. Hayat bir mücadele ve yabancı bir diyardaki geçici konaklama yeridir; ölümümüzden sonra geriye kalan ünümüz de unutulmaya mahkûmdur. Peki bu durumda bize ne yardımcı olabilir? Yalnızca felsefe. Felsefe, içimizdeki ilahi gücü saf ve kusursuz kılar; onu hazların ve acıların efendisi yapar. Böylece amaçsız hiçbir şey yapmamamızı, yanılgıdan ve ikiyüzlülükten uzak durmamızı sağlar. Dahası, başımıza gelen ve payımıza düşen her şeyi, sanki aynı kaynaktan geliyormuş gibi, dingin bir tebessümle karşılamamıza yardımcı olur. Her şeyden önemlisi ise, ölümü huzurlu ve sevinçli bir zihinle bekleyebilmemizi sağlar.
Felsefe
Ben seçmenim, ben patronum ve gelecekten düşüm var!
...duygusal ve umutsuz siyasi taraftar olmayın, anayasa ve kurumların dirilmesi; gelecekten düş kurularak, değişim ve yeni siyasi anlayışla gerçekleşir. "Ben seçmenim, ben patronum ve gelecekten düşüm var!" demeyi sürdürerek; ekonomi, eğitim, sanayi, teknoloji ve tarımda yükselmeyi hedefleyin ve isteyin. "Dış güçler" ben düş kurduğum ve düşümün peşinden gittiğim sürece, inanın ki başarız olacak! Yeter ki "ben sağcıyım, solcuyum, milliyetçiyim, dinciyim vb. yönlere ayrılmadan; "Asil Türk Ulusu'yum" diyerek, bunu ilke edeni denemek için korkmayın! Olmadı mı, dağiştireceksin! Böylelikle hiçbir siyasi düşünce "benim seçmenim" diyemeyecek ve siyasete düzgün, dürüst ve Türk Ulusu'nu yüceltecekler siyaset yapma gücü bulacaktır. Yaşadıklarımız yazgımız değil, seçimlerimizdir. Bunu unutmayın! Akan ŞAHİN 06.06.2026
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
Hülya Düşkünü Bir Kalp
Kalbin görevi neydi? İnsanı ayakta tutmaktan başka ne işe yarardı? Duygular kalpte mi hissedilirdi? Aslında kalp beden ve ruhun bağlandığı yerdi. Bedenini ayakta tutan kalp ruhun düşünce ve duygularını da taşırdı. Maneviyat ve maddiyat bu ikisinin kesiştiği yer bir yuva görevi görür. Düşünceler ne kadar beyinde yer alır gibi görünsede düşüncelere yön veren şey duygularımızdır. Yani duyguların bağlı olduğu kalptir. Kalp düşünme eyleminin yönünü ayarlar. Beyin için ne kadar mantık yeri desek de kalp kabul etmedikten sonra mantık çürür. Kalp hayal gücü sınırsız olan, her şeyin mümkün olduğunu kabullenmiştir. Kalp düşünme görevini üstlenir her daim. Düşünmeseydi sevgi ve nefret aynı yerden çıkmazdı. İnsan duyguları üzerine yaşardı. Kalbi ne için atıyorsa o yönde hayatını şekillendirmeyi seçerdi. Aşk, para, hayaller, şöhret... ve daha niceleri. Kişi kalbini ne ile beslerse kalp o yönde çabalamaya başlar. Kalbin çabası düşüncelerinizi ele geçirip istediği sonuca ulaşmasıdır. İstila gücü olan kalbe o gücü veren kişinin kendisidir. Beden ve ruhun kesiştiği noktayı ne ile beslerseniz o ağır gelecektir. Hayalperest bir kalp mutluluğu hayal etmekle başlar. Heyecan içinde çarptığı anlar onu yormaktan çok dinlendirir. Bir kez dahi tattığı duygu için hep hayal kurmaya başlar. Ruha olan bağı sayesinde rüyalarınızı ele geçirir. Sizin gülüşünüz ve göz yaşınız kalbinize de etki edecektir. Bu yüzdendir ki siz neyle beslerseniz kalp o kadar çok mutluluğu düşleyecektir. Olumsuz duygular mutluluğa ulaşma hevesini arttırırken olumlu şeyler ise duygunun şiddetlenmesini ve kalbin bağımlı olmasına sebep olacaktır. Kalp isteyecek ve siz yapmaya başlayacaksınız. Sizi neyin mutlu edeceğini kalbinize yol gösterici olacak sizlersiniz. Sizin elinizde pusula olduğunu kalpte ise dümenin olduğunu
düş gücü, iç zenginliği verir insana. Şükrü Erbaş
Duygu ve Düşünce
Şükrü Erbaş sözleri ve alıntıları Büyük kentlerin varoşlarında çırpınan Üç milyon yurtsuza evimi açacağım. Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa Bıraktığı acının yanına resmini asacağım. Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye. Fesleğenden başka bir çiçek Koymayacağım penceremin önüne. Gençliğimi anımsamak için. Emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, Sonumu görmeye çalışacağım. Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Yeni bir yanlışlık yapmamak için Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı. Ben bulutları gösterirken, Ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme Yalnızca gölge vermesi ağaçların İyiliğin küfre dönmesi ayrılık. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, Duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, Ne kapanan kapılar, Ne yıldız kayması gecede, ne güz Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım? İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm. Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü- rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? Kim ne diyebilir ki?
Şiir