Tanrı insanı neden cevapsız bırakır, hem de neredeyse her alanda Neden ile başlayan her düşünceye bir cevap aramak mantık işi miydi? Bu durdurabildiğim bir şey değil üstüne hayatın sert gerçeklerini görebilmek, bazılarını yaşamasak bile onun üzerinde uzunca düşünüp hissedebilmek... İnsanların yetersizliğini, acizliğini, sınırlı kapasitesini, bu sert gerçekle doğruyu bulma çabasını ve daha bir ton dahasını... ​Diğerleri haricinde, bunlara karşı sürekli anlam ve cevap arayanlar olarak bizde mi bir sıkıntı vardı, yoksa gizli bir egodan dolayı mı neden düşüncesine sahiptik? Fakat kendi yetersizliklerimin de farkındaydım. Ama bazı fikir ve görüşten insanlar, neden yerine neden birer kalıp, birer maske takıyordu? Öyleyse bunun mantığı neydi, neden rol yapıyorlar? Belki de aptalca olsa bile korkuyor veya var olmaya çalışıyorlardı; bu fikirdeyim. ​Öyleyse özgürüm, ben buyum fikrinden çok, o fikrin verdiği kalıbı istiyorlardı. Birçoğu korkup cesaret edemiyordu. Bir insanın düşünmesi, kendi doğrusunu bulması bu kadar zor olmamalı. Bunun altındaki temel şeyin; yargıdan çok korku ve sevilmeme arzusu olduğunu düşünüyordum ta ki tekrar başa dönene kadar. Bilinmezdi, belki de sadece öyleydi, cevabı yoktu; cevapsız nedenler... ​Bunlardan o kadar çok sıkıldım ki! Başta Tanrı kavramı ile başlayan sayısız tartışma, konuşmalar, birkaç kere fikir değişikliği ve hâlâ devam eden bilinmeyen bir süreç... Çünkü nedenlere sabit bir cevap bulamıyorum. Binlerce farklı fikir, anlamayı zorlaştıracak kadar sarmal düşünceler, konular... Uzaktan baktığında bir şeyler var olmuş, öyleyse var demek. Bir neden olsa da diğer tüm nedenler hep bir sorun olacak. Belki de bu yüzden hiçbir zaman tam olarak doğruyu anlayamayacağız. Umarım bu süreçte biraz da olsa doğruya yaklaşabiliriz.
Duygu ve Düşünce
[Kum saatinden dökülen kum taneleri gibi, insana ait tüm duygular zamanla azalıyor, keskin ve ruhsuz düşünceler sarıyordu içini. Umursamaz yaşayanlar, empati yoksunu ve dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanarak yaşayanlar gibi.] D' Evrilenler
Kitap Alıntısı
Reklam
Deniz Sustuklarımı Benden Daha İyi Biliyordu..
Akşam üzeriydi. Gökyüzü turuncuyla pembenin arasında yavaş yavaş eriyordu. Şehir, günün bütün yorgunluğunu omuzlarından indirip geceye hazırlanıyordu sanki. İnsanlar eve dönüyor, dükkânlar kapanıyor, kaldırımlarda ayak sesleri birbirine karışıyordu. O ise deniz kenarında tek başına yürüyordu. Elini montunun cebine sokmuştu. Kulaklığında eski bir şarkı çalıyordu ama aslında dinlemiyordu. Çünkü bazı düşünceler, en sevdiğin şarkının bile önüne geçiyordu. Deniz sakindi o gün. Dalgalar kıyıya usulca vuruyordu. Martılar alçaktan uçuyordu. Uzaktan geçen vapurun sesi yayıldı şehrin içine. Ve o an durdu. Çünkü uzun zamandır ilk kez hayat acele etmiyor gibiydi. Banklardan birine oturdu sonra. Yanında yaşlı bir çift vardı. Adam kadının atkısını düzeltti sessizce. Kadın gülümsedi. Hiçbir şey söylemediler birbirlerine ama o küçücük hareketin içinde yıllarca kurulmuş bir hayat vardı. İnsan bazen sevgiyi büyük cümlelerde değil, küçük alışkanlıklarda görüyordu. Birinin üşüyüp üşümediğini düşünmekte… En sevdiği çayı hatırlamakta… Yorgun olduğunu sesinden anlamakta… Belki aşk gerçekten de buydu: Birinin ruhunu ezbere bilmek. Başını gökyüzüne kaldırdı. Bulutların arasından ince bir gün batımı ışığı vuruyordu yüzüne. O an içinde tuhaf bir his oluştu. Böyle uzun zamandır kapalı kalan bir pencerenin yavaşça açılması gibi…
Duygular
gece geç yatmak alışkanlık değil bazen insan susturamadığı düşünceler yüzünden uyuyamaz
Kafamdaki düşüncelerden uyuyamıyorum
Duyguların Gölgesinde, Düşüncelerin Işığında
İnsan, yalnızca düşünen bir varlık değildir; aynı zamanda hisseden bir varlıktır. Belki de onu diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, duygularıyla düşüncelerini aynı bedende taşımasıdır. Bazen bir duygu, yıllarca kurduğumuz düşünce sistemini bir anda yerle bir edebilir. Bazen de bir düşünce, içimizde fırtınalar koparan bir duyguyu sessizce yatıştırabilir. Hayatımız boyunca sayısız duygu yaşarız. Seviniriz, üzülürüz, korkarız, umut ederiz, özleriz ve kırılırız. Bu duyguların her biri, ruhumuzun farklı bir rengidir. İnsan, hissettiği kadar yaşar. Çünkü duygular, yaşamın kalbe bıraktığı izlerdir. Bir çocuğun ilk kez ağlamasıyla başlayan yolculuk, çoğu zaman son nefese kadar duyguların rehberliğinde devam eder. Düşünceler ise zihnin sessiz konuşmalarıdır. Kimsenin duymadığı, çoğu zaman bizim bile fark etmediğimiz iç seslerimizdir. Bizi şekillendiren, kararlarımızı etkileyen ve dünyaya bakışımızı belirleyen görünmez mimarlardır. Her insan, düşüncelerinin inşa ettiği bir dünyanın içinde yaşar. Aynı olaya bakan iki kişinin farklı şeyler görmesi bundandır. Ancak insanın asıl mücadelesi, duygularıyla düşüncelerinin karşı karşıya geldiği anlarda başlar. Kalp başka bir yöne yürümek isterken akıl başka bir yolu işaret eder. Birini affetmek isteriz ama yaşadıklarımız buna izin vermez. Gitmek isteriz ama özlem kalmamızı söyler. İşte insan olmanın ağırlığı biraz da burada saklıdır. Duygular bazen düşünceleri esir alır. Öfkeliyken söylediğimiz sözler, korkarken verdiğimiz kararlar ya da severken görmezden geldiğimiz gerçekler bunun örnekleridir. Fakat düşünceler de duygular üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Bir olaya yüklediğimiz anlam değiştiğinde, ona karşı hissettiklerimiz de değişir. Bu yüzden insanın kendini tanıması, biraz da duygularını ve düşüncelerini
Reklam
Reklam