Tanrı insanı neden cevapsız bırakır, hem de neredeyse her alanda Neden ile başlayan her düşünceye bir cevap aramak mantık işi miydi? Bu durdurabildiğim bir şey değil üstüne hayatın sert gerçeklerini görebilmek, bazılarını yaşamasak bile onun üzerinde uzunca düşünüp hissedebilmek... İnsanların yetersizliğini, acizliğini, sınırlı kapasitesini, bu sert gerçekle doğruyu bulma çabasını ve daha bir ton dahasını...
Diğerleri haricinde, bunlara karşı sürekli anlam ve cevap arayanlar olarak bizde mi bir sıkıntı vardı, yoksa gizli bir egodan dolayı mı neden düşüncesine sahiptik? Fakat kendi yetersizliklerimin de farkındaydım. Ama bazı fikir ve görüşten insanlar, neden yerine neden birer kalıp, birer maske takıyordu? Öyleyse bunun mantığı neydi, neden rol yapıyorlar? Belki de aptalca olsa bile korkuyor veya var olmaya çalışıyorlardı; bu fikirdeyim.
Öyleyse özgürüm, ben buyum fikrinden çok, o fikrin verdiği kalıbı istiyorlardı. Birçoğu korkup cesaret edemiyordu. Bir insanın düşünmesi, kendi doğrusunu bulması bu kadar zor olmamalı. Bunun altındaki temel şeyin; yargıdan çok korku ve sevilmeme arzusu olduğunu düşünüyordum ta ki tekrar başa dönene kadar. Bilinmezdi, belki de sadece öyleydi, cevabı yoktu; cevapsız nedenler...
Bunlardan o kadar çok sıkıldım ki! Başta Tanrı kavramı ile başlayan sayısız tartışma, konuşmalar, birkaç kere fikir değişikliği ve hâlâ devam eden bilinmeyen bir süreç... Çünkü nedenlere sabit bir cevap bulamıyorum. Binlerce farklı fikir, anlamayı zorlaştıracak kadar sarmal düşünceler, konular... Uzaktan baktığında bir şeyler var olmuş, öyleyse var demek. Bir neden olsa da diğer tüm nedenler hep bir sorun olacak. Belki de bu yüzden hiçbir zaman tam olarak doğruyu anlayamayacağız. Umarım bu süreçte biraz da olsa doğruya yaklaşabiliriz.