Sekiz yılı aşkındır buradayım," dedi saçı sakalı ağarmış, gözlerine yarınsızlık çökmüş adam. Bu dört duvar, bir kapı, bir pencere arasında. Yalnızlıkmış en büyük ceza. Öyle düşünmüş insanoğlu ezelden beridir ki mahpusluğu icat etmiş. Kapatıp bir odaya tek başına, bir de hedeften gün koymuşlar ki daha çok ısırap çeksin diye.
Yanılmışlar oysa.
En zorudur, ilk zamanlar. Öfken bir yandan, çaresizlik bir yandan çullanır üstüne. Öcümü aldım demek de hafifletmez ruhunu. Paşa paşa yatarım, diye düşünmek de hikâye. Kapanınca demir kapı üzerine, yatarsın kuzu gibi, ağlarsın kendine. Bu delikte geçecek ömrüne. Artık göremeyeceğin sevdiklerine... Ne de olsa alışmış insan, istediği zaman istediği yere gitmeye. Tıkılınca birden bir deliğe, delirmemek için tutarsın kendini. Bir de düşününce burda geçecek günlerini, heba edeceğin ömrünü. Yolarsın saçını başını. Haykırırsın: "Çıkarın beni!" diye....
Kimse duymaz oysa. Duysa da güler geçerler. "Adam gibi çek cezanı." derler, ağlama çocuk gibi. Erkeklikten ödün verilir mi? Susarsın elbet. Hem de öyle bir susarsın ki, gün olur, kulakların bile yabancılar sesini. Yatarsın boylu boyunca, başlarsın ezberlemeye tavandaki çatlakları, duvarlardaki eski kiracıların bıraktığı izleri, kapıdaki sürekli başka hayvanlara benzettiğin pas öbeklerini. Onlar büyür, sen küçülürsün zamanla. Kanatarak da olsa geçer günler. Ama ahh o geceler! Onlar geçmek bilmez işte! Karanlıktan ürker saatler. Gündüzleri uyursun da geceleri diken dolu olur döşekler. Düşünceler, özlemler sarar her bir yanını. Gözyaşları geceleri bekler. Utanırlar gözden düşmekten, kimse görmesin diye karanlığı özler.