'Normal insan,' dedi. 'Kimdir normal insan? Onursuz, utanç verici bir işe hiç kalkışmamış olan mı? Belki, ama hiç mi dizginleyemediği düşünceler geçmemiştir kafasından? Belki geçmemiştir. Ama belki on yıl önce, otuz yıl önce, içinde bir şeyler kımıldamıştır, bir kuruntu boy vermiştir belki, ama bastırmıştır, unutmuştur sonra da, korkmaz da artık ondan, çünkü gelişip serpilmesine eyleme yol açmasına izin vermeyecektir asla. Ama şimdi, ansızın, güpegündüz o şeyle… o düşünceyle yüz yüze gelir, ete kemiğe bürünmüş, kendi benliğine sanki perçinlenmiş, yok edilemez biçimde. Nerede olduğunu bilmek ister... Biliyor musun nerededir o adam?'
'Nerede?'
'Burada,' diye fısıldadı Snow, 'Solaris'te.'
Ama nasıl olur doktor? Bir de içimdeki karışıklığı bilseniz. Parçalarımı bir araya getirerek Hikmet olmakta çok zorluk çektim doktor. Denildiğine göre bu parçalar, aynı yüzyılda yaşamış insanlardan da alınmamıştı; üstelik ırk, dil ve din ayrılıkları da vardı aralarında. Bu yüzden değişik duygu ve düşünceler arasında bocaladım, kaderin oyuncağı oldum. Ben dünya vatandaşıyım, hem de sembolik filan değil, resmen, ha-ha. Şimdi anlıyorum doktor: Demek ki Doğudan alınan parçalarım Batıya isyan ediyor, bu yüzden İngilizleri sevmediğim anlar oluyor. Kalbim de bu çelişkilere dayanamıyor. Güm güm güm doktor.
Bazen geçmiş günlerden kalanları anarım
Bir araya gelince hoş sessiz düşünceler;
Aradığım şeylerin yokluğuna yanarım,
Gönlümü yitenlerle çektiğim yaslar deler:
Yaş bilmeyen gözlerim boğulur da yaşlara
Ölüm gecesindeki sevgili dostlar için,
Depreşir yüreğimde nice kapanmış yara,
Yitip gitmiş yüzlere inlerim için için.
Geçmiş yaslar yeniden beni yürekten vurur,
Acıları saydıkça bir bir, içim kan ağlar;
Gönlüm eski dertleri anıp çile doldurur,