Evvela Güneş, o cehennem güneşi, o siyah dumanlı, insanın belini büken güneş değil, kız gibi saf ve taze bir güneş gelip odaları aydınlatıyor, "Uyanınız!" diyordu...
Saat 9 civarlarında, terminalde, gitmek istemediğimiz bir şehrin otobüsüne valizimizi taşımak isteyen amcalar henüz belirmemişken sanki pilli gibi sesini idareli kullanmaya çalışan pamuk şekerci amca da gelmemişti. Çocuk gördüğünde yükselen tamlama, yetişkinlerin yanında giderek tizleşiyordu.Yüzünün kırım kırım kırışmasına rağmen saçlarının üzerinden geçtiği yıllara meydan okurcasına sımsık olan bir amca beliriyor elinde bir tepsi saat ile. Belinin bükülüp cılız göründüğü haliyle; uzun yola bilet almış 3 talebeye saatleri öyle tanıtıyor ki iyi bir satıcı olduğunu düşünürken otobüsün yaklaşma ihtimali de göz önüne alınarak saatlerin fiyatı süratle düşüyor. Aslında hakiki zaman; otobüs yaklaştıkça değerlendirilen, zamanı gösteren çarkın fiyatı düşüyor.
'Son fiyat' yaftasıyla satılmaya çalışılan saat gencin kolunda artık.. Amca fiyatı hızla indirdikçe gencin; saatin ederini kestirme ihtimali de hızla düşmüştü.
Birisi bu olayları izlesindi.
Tam o sırada bir ses 'tsssss',
tekerlek sesleri çuvalların sesine karışıyordu.
Zoraki yürüyerek otobüse bindiler. | Adana Otogar