“Belki de insanın en büyük trajedisi, iki uç arasında yaratılmış olmasıdır. O, melek değildir ki hiç sapmasın; şeytan da değildir ki bütünüyle kararıp batsın. İçinde secde eden bir yan ile nisyan ve isyan eden bir yanı aynı anda taşır. İşte insanın hikâyesi tam da bu gerilimde, yükseliş ile düşüş arasındaki ince çizgide yazılır. Hatırlamak ile unutmak arasında... Çünkü insan, seçebilen tek varlıktır; ve seçim, hem en büyük nimeti hem en ağır yükü beraberinde getirir. Bu yüzden değeri yaratılışında değil yönelişinde olan insana verilen akıl, onu yüceltmeye de yeter; nefsine teslim olmayı seçmesi ile onu aşağıların aşağısına sürüklemeye de. Hangi tarafa meylettiği, içindeki hangi sesi büyüttüğü belirler insanın hakikatini.”
Din
Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır da, durduk yere coğrafyayı değiştirmenin alemi yok
Reklam
Anhedoni
Madde bağımlıları ve "psikolojik" travma yaşayan bireylerde görülür,her maade bağımlısı ve psikolojik travma yaşayan birey anhedoni durumunu yaşamaz,Madde bağımlılarınada metenfetamin gibi sentetik uyarıcı madde kullanımı sonucu ortaya çıkabilir veya çıkmayabilir. Psikolojik travma yaşayan bireylerde ani düşüş sonrası görülür, Kompleks travma sonucudur. Anhedoni beynin kendi sağlıği için kendini kapatmasıdır hissizlik,işlevsizlik,hevesizlik,tepkisizlik ve sosyal zayıflık belirtileri gösterir.İlerlemiş Anhedoni birey tamamen kopar kendi kendini izleyen başka bir birey haline gelir(kabaca tarif etmek gerekirse insanın kendi kafasında kilitli kalma durumu) tedavi edilmemesi durumunda kişilik bölünmesi/şizofreni,majör depresif bozukluk ve bipolar görülür.

Talip

@Kekremsiy
·
Acı çekme yetisini kaybetmek …Anhedoni…
FERHAT BALBAY @ferhatbalbayofficial
"Umut, tehlikeli bir şey olmaya başlamıştı. Çünkü ne zaman umutlansam, sonrasındaki düşüş çok daha can yakıcı oluyordu."
"Altını doldurmadan yukarılara doğru çıkarsan, düşüşün daha sert olur..."
Alıntı
Toplum “Schadenfreude” modunda. Ülkede öyle kalabalık bir grup var ki başkasının açısından, başarısızlığından ve mutsuzluğundan gizli gizli keyif alma halindeler. Schadenfreude, Almanca'dan dünyaya yayılan bu kavram (Schaden: zarar, Freude: sevinç), tam olarak bahsettiğimiz o gizli, habis ve pasif-agresif tatmin mekanizmasını özetler. Temel’in idam sehpasındaki son arzusundan, "ben zayıflayamıyorsam diğerlerini şişmanlat" diyen çiğ hasete kadar tüm bu konuştuklarımız, aslında kitlesel bir Schadenfreude salgınının farklı varyantlarıdır. Bir toplumun ezici bir çoğunluğunun bu moda girmesi, o toplumun ruhsal olarak "yoğun bakıma" düştüğünün kanıtıdır. Peki, bu gizli haz mekanizması neden bu kadar kalabalık bir grubun tek tesellisi haline geldi? Kendi hayatında bir başarı hikayesi yazamamış, entelektüel, sanatsal veya ekonomik bir değer üretememiş insan için özsaygı (self-esteem) dipsiz bir kuyudur. Kendini yukarı çekmek; emek, sabır, zeka ve disiplin gerektirir. Başkasının düşüşünü izlemek ise tamamen bedavadır. Başarılı, güzel, mutlu ya da dik yürüyen birinin tökezlediğini gördüğünde, Schadenfreude devreye girer ve o kişiye sahte bir eşitlik hissi verir: "Bak, o da benim kadar çaresiz, o da benim kadar zavallı." Kendi çukurundan çıkamayanlar, başkalarının o çukura düşmesinden aldıkları hazla hayatta kalırlar. Toplumda adalete olan inanç tamamen yok olduğunda, insanlar ödüllendirilmenin liyakatle değil, kurnazlıkla veya torpille olduğuna inanmaya başlar. Bu iklimde, bir başkasının başarısı veya mutluluğu "haksız bir kazanç" gibi algılanır. Dolayısıyla, o başarılı insan bir felaket yaşadığında veya başarısız olduğunda, kitleler bunu "ilahi adaletin tecellisi" veya "sistemin o şanslı azınlığı cezalandırması" olarak okur. Yaşanan mutsuzluk, hak edilmiş bir ceza gibi
Sosyoloji
Reklam
Reklam