Ne bu yaşadığım dört duvar Ne ötesi.... Ne de uzağa dalan bu bakışlar Senin olmadığın hiç bir yer Seninle bakmadığım hiç bir şey Artık benim değil..
Herkes evine girmemeli !!!
Kapıyı çalan herkes içeri girmeyi hak etmez. Yıllar geçtikçe şunu anlarsın: herkesin evine erişimi olmamalı. Çünkü bir ev sadece bir adres ya da dört duvar değildir. Sığınaktır, dinlenmedir, mahremiyettir ve huzurdur. Yüklerini bıraktığın, savunmalarını indirdiğin ve hiçbir şey ispatlamak zorunda kalmadan kendin olduğun yerdir. Çoğu zaman kapı fazla hızlı açılır. Nezaket, alışkanlık ya da hoş görünme isteğiyle; saygısını ve niyetini henüz göstermemiş insanlara bile içeri girme izni verilir. Sonra gerginlikler, rahatsızlıklar ve o sakinliği bozan enerjiler ortaya çıkar. Her gülümsemenin arkasında samimi bir özen yoktur. İşin görünmeyen kısmında ise çoğu zaman bir çekirdek inanç çalışır: İyi biri olmak için herkesi kabul etmeliyim. Hayır dersem sevilmem. İnsanları kırmamak için sınırlarımı esnetmeliyim. Ve bu inançlar, fark etmeden kapıyı yanlış insanlara açtırır. Bir de başka bir korunma biçimi vardır: Bazı insanların nerede yaşadığını bile bilmemesi gerektiğini anlamak. Bu korkudan değil, sağduyudan gelir. Çünkü bazı insanlar yakınlığı hak sanır, güveni anında erişim olarak görür ve kişisel bilgiyi sınırsız izin gibi algılar. Sınır koymak da bir bilgeliktir. Burada da başka bir çekirdek inanç devreye girer: Ben kendimi korumazsam kimse korumaz. Önce ben sınır koymazsam herkes sınırı aşar. Ev sadece eşyaları barındırmaz. Alışkanlıkları, kırılgan anları, özel konuşmaları ve içinde yaşayanların enerjisini taşır. Bu yüzden o alanı korumak, hayatının derin bir parçasını korumaktır. Herkes saygıyla girmeyi bilmez ve herkes çıkarken huzur bırakmaz. Bu, dünyaya kapanmak ya da herkese şüpheyle yaklaşmak değildir. Sadece sakin gözlemlemek, zaman tanımak ve sözlerden önce davranışların konuşmasına izin vermektir. Gerçek güven adım adım kazanılır; ısrarla ya da güzel görünen
Hayata Dair
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Bazen hayatta kalmanın tek yolu, ruhumuzu hapseden o kalın duvarlara tüm gücümüzle çarpmaktır; çünkü her büyük yıkım, arkasında kendi özgürlüğünü doğurur." (Duvara Karşı)
Film
Eğer bana evet dersen baştan aşağıya mutluluk olurum Bırakırım şairliği, şairlik zaten mutsuz adam işi, senden âla şiir mi var senin yüzünden âla! Eğer bana evet dersen duvar ustası olur evimizin duvarını yaparım Hanımeli yetiştirim en bi sevdiğinden. Eğer bana evet dersen yeni yeni icatlar çıkarırım. Çatıda kuş yuvaları yaparım, ama sen beslersen. Eğer bana evet dersen baba olurum baba olur eve ekmek getiririm. Feridem! Can şenliğim! Evet diyecek misin bana!
Alıntı
Vefa imandandır demiş (SAV)..
Işık Hadisesi; Kaynaklarda İbrahim Hakkı'nın müspet ilimlerde en büyük eseri olarak hocası Ismail Fakirullah'a yapmış oldüğü türbe gösterilmektedir. Müspet ilimlerle yakından ilgisi olan bu türbe hiç kuşkusuz banisinin iyi bir matematikçi ve iyi bir astronom olması ile ortaya çıkmıştır. Kozmografik bir özelliğe sahip olan türbenin yapımı ile ilgili şunlar anlatılmaktadır: İbrahim Hakkı, "Yeni yılda doğan güneş, ilk olarak hocamın baş ucunu aydınlatmazsa ben o güneşi neyleyeyim.” dediği rivayet edilen bir gerekçe ile astronomi ve mimari açıdan büyük bir işe imza atmıştır. "Bu ulvi niyet ve bilimsel birikimle türbeyi inşa eden İbrahim Hakkı hemen yanı başına on metre yüksekliğinde bir de kule yapmıştır. Türbenin yaklaşık 3 km uzağına harçsız bir duvar örmüştür. Kal'atü'l-üstad (Hoca/Usta kalesi) denilen bu duvarda, çeyrek metrekare kadar bir pencere açmış ve burayı nişangâh olarak kullanmıştır. 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde, hocasının baş ucu ve kademiyle aynı doğrultudaki kule ve kaleyle hizalanan güneş, mezkûr pencereden 14 geliyormuş gibi önce kuleye uğramakta, oradan kırılarak türbenin penceresinden içeri dolmakta, ziyaret edercesine birkaç dakika boyunca Fakirullah Hazretleri'nin baş ucunda kalmaktadır.. Erzurumlu İbrahim Hakkı
Din
4. katman : “`gerçekliğin tuhaf sınırları`” (`kuantum`, `simülasyon`, `zaman`). - `kozmoloji` / `evrenin yapısı` (`fermi`, `entropi`, `büyük filtre`) - `zihin` / `algı` / `biliş` (mandela etkisi, dunning-kruger) - `mantık` / matematik sınırları (`gödel`, `zeno`) 1- `antropik ilke` – evreni “`neden böyle?`” diye değil, “`neden gözlemleyebiliyoruz?`” diye okumak gerekir. belki de evren, gözlemciyi zorunlu kıldığı için böyle görünüyor. 2- `schrödinger'in kedisi` – bir sistem gözlemlenene kadar hem ölü hem canlı olabilir. gerçeklik, bakışla “çöker”. 3- `heisenberg belirsizlik ilkesi` – bir şeyi ne kadar net ölçersen, başka bir özelliğini o kadar kaybedersin. evren “tam bilgi”ye izin vermez. 4-. “`bootstrap paradoksu`” – bir bilginin, nesnenin ya da olayın kaynağı kendi kendine döner. sebep yoktur, sadece döngü vardır. 5. “`dark forest` (`karanlık orman`) hipotezi” – evrende herkes sessizdir çünkü görünmek = yok edilmek olabilir. medeniyetler birbirini avlayan avcılardır. 6. “`kuantum ölümsüzlüğü`” – bilinç, her zaman hayatta kaldığı dalları deneyimleyerek “ölümü atlıyor” olabilir. (çok tartışmalı çoklu-evren yorumu) 7. `termodinamiğin ikinci yasası` – her sistem düzensizliğe gider. evrenin nihai kaderi: ısı ölümü ve bilgi çöküşü. 8. “`zaman oku` (`arrow of time`)” – geçmişi geçmiş yapan şey fiziksel yasalar değil, entropinin yönüdür. zamanın akışı aslında bir “asimetridir”. 9. “`gözlemci etkisi`” – gerçeklik, gözlemlendiği anda değişir. bu sadece fizik değil, bilgi felsefesidir. 10. “`bilişsel körlük paradoksu`” – zihin, kendi sınırlarını çoğu zaman kendi araçlarıyla göremez. görmediğini bile göremezsin. 11. “`bilgi evreni hipotezi`” – madde değil, bilgi temel olabilir. evren bir “hesaplama süreci” gibi çalışıyor olabilir. 12. “`holografik ilke`” – üç boyutlu