İçimizdeki Şeytan'daki Ömer, gerçek hayatta da iki dakikadan fazla tahammül edemediğim, eylemsiz ve tembel insan tipinin edebiyattaki karşılığı. Sadece boş yaparak sosyal hayatta bir yer edinen, çevrelerinin sırtından geçinen bu tarz karakterler, sıra kendi sorumluluklarını almaya geldiğinde hep tökezlerler.
En kötüsü de bu tembelliklerini örtbas etmek için her zaman yalancı bir bahane bulmalarıdır. Ömer ne zaman bir zayıflık gösterse, parayı kumarda ezse ya da Macide’ye haksızlık etse hemen suçlayacak bir "şeytan" bulup arkasına saklanıyor.
Aslında dürüst olmak gerekirse ben her insanın zaman zaman kendi hatalarıyla yüzleşmemek için bu konforlu kolaylığa kaçtığını düşünüyorum.
Altı aylıkken zengin bir akrabasınına evlatlık verilen, 13 yaşında, eski yoksul ailesine geri iade edilen zeki bir kızın hikayesi.
Çok az duygu katılarak yazılmış dümdüz bir roman
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,184 okunma
“Güven • Paranoya • Gerçeklik Algısı”
Freida McFadden yine ters köşeleriyle aklımı aldı!
D Koğuşu, kapalı kapılar ardında saklanan sırlar, güvenilmez anlatıcılar ve son sayfaya kadar süren gerilimle nefes kesen bir okuma deneyimi sunuyor. Tam her şeyi çözdüğümü düşündüğüm anda hikâye başka bir yöne savruldu. Psikolojik gerilim seviyorsanız bu kitap sizi sürekli diken üstünde tutacak!
“Sadakat • İhanet • Hesaplaşma”
Sándor Márai’nin daha önce okuduğum “İşin Aslı, Judith ve Sonrası” romanına hayran kalmıştım; karakter çözümlemeleri, duygusal derinliği ve anlatım gücü beni çok etkilemişti. Bu nedenle Mumlar Sonuna Kadar Yanar’a da büyük bir beklentiyle başladım. Romanın merkezinde dostluk, sadakat, ihanet ve yıllar boyunca taşınan hesaplaşmalar yer alıyor. Márai yine insan ruhunun en karanlık köşelerine inmeyi başarıyor ve karakterlerinin iç dünyalarını büyük bir ustalıkla açığa çıkarıyor.
Ancak benim için kitabın en büyük eksisi, anlatının gereğinden fazla uzatılmış olmasıydı. Romanın vermek istediği mesaj oldukça güçlü ve etkileyici olsa da uzun monologlar ve tekrar eden düşünceler zaman zaman ritmi düşürüyor. Edebi açıdan çok başarılı, atmosferi güçlü ve düşündürücü bir eser olmasına rağmen duygusal olarak beni İşin Aslı, Judith ve Sonrası kadar yakalayamadı.
Yine de insan ilişkilerinin kırılganlığı, yıllar boyunca saklanan sırlar ve geçmişle yüzleşme üzerine derinlikli bir okuma yapmak isteyenler için değerli bir klasik.
Boethius (475-526), Romalı bir filozof, devlet adamı ve de matematikçidir. Kendisi, Roma'nın en köklü ailelerinden birine mensuptur; küçük yaşta yetim kalınca, devrin mühim aristokratı Symmachus tarafından evlat edinilmiş ve iyi bir eğitim alması sağlanmıştır. Boethius, devletin yüksek kademelerinde vazife yaptığı sırada, siyasî rakiplerinin iftiraları neticesinde vatan hainliği ve büyücülükle itham edilmiş ve muhakeme dahi edilmeden zindana atılmıştır. Yaklaşık iki sene zindanda tutulan Boethius, 526 senesinde işkence görerek -alnına geçirilen bir sicim gözleri yuvasından fırlayana kadar gerilmiş ve o haldeyken kalın bir sopayla ölünceye kadar dövülerek- idam edilmiştir.
Felsefenin Tesellisi (Philosophiae Consolatio), işte bu hapis günlerinde kaleme alınmış bir eserdir. Yani Boethius, bu eseri idamını beklerken yazmıştır. O sebeple eserin duygu yüklü bir samimiyet içerisinde yazılmış olduğunu söyleyebiliriz.
Metin beş bölümden meydana geliyor. Kendisi hücresindeyken "felsefeyi" temsil eden bir bilge kadın yanına gelir ve aralarında diyaloglar başlar. Bu diyalogların ana mevzusu hayat, inanç ve Tanrı'dır. Metin boyunca inanç ve akıl bir uyum içerisindedir. Dünyevi zenginliklerin, makamın ve şöhretin geçiciliği, kaderin rolü ve asıl mutluluğa ancak fazilet ve Tanrı'ya yönelmekle erişilebileceği işlenir.
Eserin içerisinde hikmetler içeren bir çok tespit yer alıyor. Bu sebeple mühim bir metin olduğunu söyleyebilirim.
Okumuş olduğum Kabalcı Yayınevi metnin orijinalini de baskıya dahil etmiş, o sebeple 398 sahifelik kitabın Türkçe tercüme kısmı 200 sayfa kadar yer tutuyor. Tercümeyi ise maalesef pek beğenmedim. Mütercim çok fazla sel-sal ilaveli kelimeler ve "tümel, tikel" gibi tuhaf kelimeler kullanmış. Bu da bence metnin seviyesini zedelemiş.
Düşünce eserleri okumayı
Kitap insanoğlu için bir umut ışığı değilde daha bir yüzleşme kitabı.Çağımızda yaşadığımız çıkmazlara dair bir ayna. Mesela geçmişte insanlar bir ekonomik kriz yaşandığında bunun geçici olduğunu düşünürdü. Bir süre sonra piyasalar toparlanır, hayat normale dönerdi. Bir savaş çıktığında savaş biter, yeniden inşa süreci başlardı. Bir göç dalgası olduğunda bunun belirli bir bölgeye özgü olduğu varsayılırdı. Ama artık her şey daha farklı. İklim krizi sadece çevre sorunu değil, tarımı, gıda fiyatlarını, göçü, savaşları ve ekonomik istikrarı direkt olarak etkiliyor. Kuraklık milyonlarca insanı yerinden ediyor, bu da göç hareketlerini artırıyor.Göç sadece sınır sorunu değil; eşitsizliklerin, savaşların ve iklim krizinin sonucu. İnsanlar keyiflerinden değil, yaşadıkları yer artık yaşanamaz hale geldiği için göç ediyor.Otoriterleşme sadece bazı liderlerin kişiliğiyle açıklanamaz. İnsanlar belirsizlik ve korku arttığında daha güçlü, daha sert, daha korumacı yönetimlere yöneliyor.Ekonomik eşitsizlik ise sadece gelir dağılımı meselesi değil; toplumların geleceğe olan inancını aşındırıyor. İnsanlar çalıştıkları halde daha iyi bir hayat kuramayacaklarını hissetmeye başlıyor. Sorunlardan biri çözülse bile diğerleri onu yeniden üretiyor. Bu yüzden sistem kendi yarattığı sorunları artık eskisi gibi absorbe edemiyor. Duymaya alışık olduğumuz, teknoloji her şeyi çözer, ekonomik büyüme herkesi refaha ulaştırır, demokrasi her zaman yolunu bulur, yarınlar bugünlerden daha iyi olacaktır gibi sözler artık hiç birimizi ikna etmiyor.Kitapta sürekli hissedilen duygu umutsuzluk değil bence daha çok ufuk kaybı.Eski ideolojiler, eski siyasi formüller, eski ilerleme hikâyeleri artık bize anlam veremiyor.Ama onların yerine geçecek yeni bir düşünce de henüz ortaya çıkamadı. Bu noktada yazarın sık