Uzun zamandır okuma listemde yer alan ancak yenilerde okuyabildiğim (benim için çok değerli birisinin tavsiyesi ile) bu kitap Amin Maalouf'un okuduğum ilk eseri. Tarih kitabı olması, içinde Ömer Hayyam, Haşhaşiler, Selçuklu Devleti ve Hasan Sabbah'ı ele alması sebebiyle ilgimi çekmişti.
Kitabın akıcılığı ve kurgusu oldukça iyiydi. Kitap iki bölümden oluşuyor diyebiliriz. İlk bölümde Ömer Hayyam, eşi Cihan, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk ile birlikte o dönemin tarihi gayet iyi bir hikayeleştirme ile okura sunulmuş. İkinci bölümde ise Ömer Hayyam'ın yaşadığı dönemden yıllar sonra kaybolan el yazması eserinin bulunma hikayesi anlatılmış. İlk bölümü gayet kendimi kaptırarak okudum ise de, aynı şeyi ikinci bölüm için söyleyemeyeceğim. Kitabın akıcılığı ve kurgusu (ilk bölüm için) ne kadar hoşuma gitmiş ise; yazarın Türkler hakkında bazı bölümler de üstü kapalı bazı bölümler de ise açık bir şekilde hoş olmayan düşüncelerini aktarması da o kadar kitabı gözümden düşürdü. Kitabın birçok bölümünde Selçuklu Devletini, Selçuklu hükümdarlarını ve Türk milletini küçük düşürücü cümleleri gözden kaçmıyor. Özellikle İslamiyet öncesi Türklerin bile tek tanrılı dine inandıklarını, Gök Tanrı inancına sahip olduklarını düşünürsek kitapta yer alan "Şu Türk'e bak sen! Daha çadırından yeni çıktı! Düne kadar babası atası kim bilir hangi putun önünde secdeye varıp sancaklarına da hangi domuz suratlarını çiziyorlardı!" cümlesi gerçekten korkunç. Türkler, putlar ve domuz(!) Yani bu kitapta Amerika övgüleri ve Türkleri yermekten başka bir amacı olmadığını düşündüğüm bu yazarın tek artısının iyi bir kurgu olduğunu söyleyebilirim.