Sanat ve hayatta “affect” kavramı üzerine
Puan vermedi·255 syf.··
2026 299. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:31
Kalın camlı gözlüğü,dağınık saçı ve boğazlı kazağıyla zihnimize kazınan ve genç yaşta yitirdiğimiz sosyolog Ulus Baker’in 1998 yılında ODTÜ’de verdiği seminerlerin video kayıtlarından oluşan kitap.Leibniz,Spinoza,Descartes,Kant ve daha birçok filozofun fikirlerini sanat dallarına uyarlayan,resimden sinemaya affect(duygulanım) üzerine düşündüren ufuk açıcı seminerler dizisi.Dokuz dersten oluşan seminerin anlaşılması için felsefi ve sanatsal kavramlara aşina olmak gerekiyor.Soru cevap şeklinde geçen seminerin videodan aktarımı yer yer sorun yaratıyor çünkü kayıtlar çok eski.Bazı sorular anlaşılmamış,kayıtların bir kısmı bozuk olduğu için kesintiler var.Her şeye rağmen okunması gereken,Ulus Baker’in birikimi ve zekasına hayran bıraktıran kitaptır.
Sanat ve ArzuUlus Baker · İletişim Yayınları · 2020412 okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2026 26. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 21:49
Jack London & Martin Eden Ahhh Martin diyorum... Bir aşk insanı dönüştürebilir mi? İnsan o dönüşümden razı olur mu zaman geçtikçe? Vardığımız nokta ne kadar emek harcarsak harcayalım bizi mutluluğa eriştirir mi? "Nice insanlar gördüm, üstünde elbise yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok." Düsturu hakikat olabilir mi? Temelde bu soruların etrafında dönerek okudum romanı. Martin'in geçtigi sorgulama aşamalarından geçerek. Onun aradığı hayatının anlamıydı muhakkak. Daha doğrusu Jack London'un aradığı. Zira bu romanın yarı otobiyografik roman olduğu ifade edilmiş. Dili, akışı, kurgusu ve çevirisiyle beğendiğim romandan bazı alıntılar ve ufak yorumlarla sözlerimi bitirmek isterim. *"İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu olduğu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o dar görüşlülük..."* Kibir ne kötü bir hastalıktır. *"Ruth, eğer açlğı ve susuzluğu, sıcağı ve soğuğu hissediyorsa, aşkı da hissedebilir, yani bir adama âşık olabilirdi. Eh, Martin de bir adamdı. Neden o adam olmasındı? "İşleri iyi etmek benim elimde," diye hararetle mırıldandı. "O adam ben olacağım. Kendimi o adam haline getireceğim. Her şeyi iyi edeceğim."* Ne büyük bir yanılsamadır başkasının sizi görmek istediği konuma yükselince (bu her bakımdan olabilir) onun tarafından sevilecek olma düşüncesi. Martin ne yazık ki bu yanılsamaya düştü ve büyük bir hayalkırıklığı yaşadı. *"Umursamaz çobanları pencereden gün ışığına ve ağaçlara bakarken zaman sürüsünün bütün dakikaları kayboldular"* ne hoş bir ifade. Kitabın en beğendiğim cümlesi bu oldu *"Kitaplar yazılmıştı"* Martinin en büyük serzenişiydi bu cümle. Ünlü
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 269. kitabı
Arzu varlığın mecazımürselidir.” Jacques Lacan Arzu nedir? Eksikliğin adı mı, kudretin kendisi mi? İnsanı zincire vuran bir tutku mu, yoksa onu eyleme, üretime ve dönüşüme iten temel güç mü? Antikçağdan modern psikanalize uzanan düşünce hattında arzu, kimi zaman ruhu bedene çivileyen bir çekim, kimi zaman varlığın kendi içinde var kalma çabası, kimi zaman da öznenin “varlık eksikliği” deneyimi olarak kavranır. Spinoza’da arzu insanın özüdür. Nietzsche’de değerlerin kaynağıdır. Freud’da psişik enerjinin dinamiğidir. Lacan’da ise dilsel yapının içinde, talep ile ihtiyaç arasındaki boşlukta şekillenen yapısal bir güçtür. David Rabouin’in hazırladığı bu seçki, arzuyu bastırılması gereken bir fazlalık ya da doyurulması gereken bir eksiklik olarak değil, insanın kendini ve dünyasını kurma biçiminin merkezinde yer alan bir ilke olarak düşünmeye davet ediyor Arzu Arzu, bilincin kendisine verilen herhangi bir duygulanım tarafından bir şeyi yapma belirlenimi içindeymiş gibi düşünülmesi itibarıyla insanın özüdür.” Baruch Spinoza “Bir şeyin iyi olduğuna hükmettiğimiz için o şeye iştahımız kabarmaz; tam tersine, bir şeyin iyi olduğuna hükmederiz çünkü onu arzularız.” Friedrich Nietzsche “Genellikle açlıkla analoji içinde düşünülen libido, cinsel içgüdünün kendisini açığa vurduğu gücü imler.” Sigmund Freud Bazen bazı kitaplara bos yere zamn ayırıyorum buda onlardan oldu...
Deneme inceleme felsefe düşünce insan toplum
ArzuKolektif · Fol Kitap · 20261 okunma
Tekrar eden hata mı, yapı mı?
Puan vermedi·120 syf.·
2026 30. kitabı
İnsan neden sık sık kendini sabote eder? Freud'un Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd metinleri soruya farklı yerlerden yaklaşan ve içsel denetim mekanizmamızı sorgulatan bir düşünce hatti çiziyor. “Haz İlkesinin Ötesinde” metninde Freud; algı-bilinç sistemi, savaş nevrozları ve metapsikolojik, cinsellik, sadizm, mazoşizm gibi konular üzerinden 'tekrar zorlantısı'nın temel kalıplarını çözümlemeye çalışıyor. Freud’un en çok üzerinde durduğu, metnin omurgası olan konu tekrarlama zorlantısı; metin boyunca farklı konulara değinse de şu soruyu sorduruyor: İnsan neden kendisine iyi gelmeyen şeyleri sürekli olarak tekrar eder? Freud bu durumu savaş travmaları, rüyalar, çocuk oyunları ( fort-da) v.b. modeller üzerinden inceliyor. Önce normal bir model kuruyor. Standart ve üstesinden gelebileceğimiz zihnin önceden kendini kaygıya hazırladığı süreç.Bu noktada 'Zihin, travmatik enerjiyi bağlayarak sistemi korur.' Diyor. Bu sağlıklı bir zihin yapısı. Ardından ağır travma modelleri ile sistemi çökertiyor. Freud'a göre bu durum haz ilkesinin mutlak egemenliğinin sarsıldığı ve yerini daha bir zorlantıya bıraktığı an başlıyor. Zihin şiddetli uyaran karşısında enerjiyi bağlanamıyor ve tekrarlanma zorlantısı devreye giriyor. Bilinçdışımızda çözümleyemediğimiz konular tekrar tekrar bilinç öncesine geçiyor. Freud’un mantığı şu aslında; Sistem hazırlıksız yakalandıysa, zihin sonradan o olayı tekrar ederek “bağlamaya” çalışır. Ve biz psikolojik bir yanılsamayla hayatımızdan tekrar eden döngüleri kader olarak nitelendiririz. Bu noktada Freud, haz ilkesinin ötesinde işleyen daha karanlık bir eğilimi, ölüm dürtüsünü (Thanatos) devreye sokuyor.Tekrarlar yalnızca kontrol çöküşüyle açıklanamayacak kadar şiddetli ve bilinçsiz. Şöyle düşünebiliriz; sürekli aynı hatayı yapıyorsun, aynı ilişkileri yaşayıp aynı
Psikoloji
Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İdSigmund Freud · Metis Yayıncılık · 20161,239 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 24. kitabı
GÜLAY ÖZTÜRK-SONUNCU HARÌKA Merhabalar bugün size şiir kitabı ile geldim. Eserde aşk kader, inanç, hasret ve yurt bilinci aynı potada erir. Kitap, yalnızca bireysel bir sevda defteri değil; geleneğin sesini bugünün kırılgan duyarlığıyla birleștiren, duyguyu merkezine alan bütünlüklü bir şiir yolculuğudur Bu yolculukta derinlik, aşkın sınanması üzerinden kurulur. Şair, aşkı çoğu zaman kaderle yüz yüze getirir; ayrılık bekleyiş ve vuslat arzusunu tekrar eden imgelerle yoğunlaştırır. Sevda, bazen yakıcı bir ateş. bazen de sabır isteyen bir imtihan olarak görünür. Duygu hiçbir zaman yüzeyde kalmaz; içe işleyen bir sızı, insanın kendisiyle hesaplaşmasına dönüşür. Bu nedenle kitap, okuru yalnız "sevilene" değil, sevgiyi taşıyan kalbin sorumluluğuna da bakmaya çağırır. Mesaj katmanında inanç ve teslimiyet güçlüdür. Tasavvuff çağrışımlar, dervişâne bir söyleyişle birleşir; kul olma bilinci. sabır ve tevekkül, aşkın ahlâkıyla iç içe verilir. Buradaki aşk yalnız dünyevî değildir; ilahı olana açılan bir kapı gibi durur. Aynı zamanda zaman ve yazgı temaları, insanın iradesi ile kader arasındaki gerilimi görünür kılar Üslup açısından kitap, gelenekle beslenen ama güncel bir lirizm taşır. Divan ve halk şiirinden gelen mazmunlar (gül, bülbül, ateş, yol, gece) modern bir duyarlıkla yeniden kurulur. Tekrarlar ve nakarat hissi veren dizeler duygunun ritmini güçlendirir; ses örgüsü, şiirin hatırlanırlığını artırır. Dil, gösterişli olmaktan ziyade akıcılığı ve samimiyeti önemser; okurla doğrudan temas kurar. Şiir türleri bakımından kitap, aşk şiirlerinin ağırlıkta olduğu; hasret, ayrılık ve içsel muhasebe temalı metinlerle derinleşen; yer yer toplumsal ve yurt sevgisini merkeze alan şiirlerle genişleyen bir çeşitlilik sunar. Bu geçişler kitabın tonunu zenginleştirir: bireysel acıdan
Sonuncu HarikaGülay Öztürk · Kamutay Yayınları · 20251 okunma