Genelde görülür ki, hayatın dehşeti, ölümün dehşetini geçtiği zaman insan hayatına son verir. Ancak ölümün dehşeti kayda değer bir direnç gösterir. Çıkış kapısında muhafız gibi durur. Bu son, sadece negatif bir şey, varoluşun aniden kesilmesi niteliğinde bir şey olsaydı, muhtemelen hayatına çoktan son vermemiş kimse kalmazdı. Fakat bu sonun içinde pozitif bir şey de vardır, o da bedenin yok oluşudur. Beden yaşama istencinin fenomenal biçimi olduğu için de bu caydırıcı bir unsurdur.
Tekrar oralara gidip bir gün şu ağaçların altında, şu yolda onunla beraber, onun varlığının havasında, onun ruhu okşayan sesiyle sarhoş olarak gezdiğimi düşünmeye tahammül edemeyeceğimi biliyorum... Onun için sokağa çıkmıyorum... Çünkü nereye baksam o... Beraber gezmediğimiz İstanbul'un bir köşesi kalmadı... Hiçbir güzel yer yoktur ki onun muazzez refakatiyle gitmemiş olayım... Ah Necip, onu bir gün o kadar acı acı kaybedip hatırasıyla dolu olan İstanbul'da bu kimsesiz, bu ölü hayatla yalnız kalınca, aylarca ne çektiğimi bilsen... Nereye baksam oydu, onun muazzez hatırası, muazzez sesi, muazzez şekli ve hayali...
Pek az evvel o kadar ateşli olan Macit'in bu haline bakarak bu büyük aşkın da insani aşkların çoğu gibi, sonunda kin ve nefrete dönüşmüş olduğunu üzülerek ve acıyla gördüm.