Bu şehre bir kutub, bir gavs-ı a’zam gelse, dese: “Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım.” Sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.
Bir adamın imanını kurtarmak, on mü’mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevablıdır. Çünki iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü’mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi temin eder. Velayet ise, mü’minin Cennetini genişlettirir, parlattırır.
Orhan Pamuk edebiyat zırvası ödülü olsa ödülü tereddütsüz vereceğiniz bir müsvedde parçası. Muhteşem kurgu nereye selam çakıp nereye söveceğini mükemmel kurgulamış. Anlamadığım burada nasıl bir beğeni ile bu kadar oy almış. Bana katkısı öğrettiği de olmadı değil. Özetle, İsminizden bahsedilen bir yazar olmak istiyorsanız kurguyu gideceğiniz yolu çok iyi çözdüm. Öncelikle malum insan güruhunu methedip kendi milletini yerin dibine (itin...) batıracan. Dinine küfredip müslüman görüncen. Ha birde kendi gey fantezini de ekledinmi aha sen olmuşsun diyecekler. Vaktim senden çok özür diliyorum..
Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyet'i içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avam-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'an'ın i'cazıyla ve geniş yaralarını Kur'an'ın ve imanın ilaçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor.