Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 00:55
“…Ve dizimin acısını duymayarak, yürüyorum, istikbalimden başka bir yere çıkan rahat ve emin bir yolda gider gibi yürüyorum…” İlk sayfalardayım. Hasta çocuğun ruhunu anlamak için sürekli empati yapıyorum ve bu beni ağlatacak. Kitabın son sayfalarında babamın hastalığını düşünmeden edemedim. Ekleyeceğim alıntılar bana dokunan ve herkesin içinde bir yerlere temas edeceğini düşündüğüm cümleler. Çünkü hastalıklar ve sıhhat bizde varken bize görünmez. Ancak bizden giderse ve bendeki gibi sevdiğimiz birinden giderse … Ancak o zaman onu görmeye başlarız. Kitapta ağacın bile sıhhatine imrenerek yürüdüğünü söylüyor çocuk. “…Bizden uzaklaşmadıkça bize görünmeyen sıhhat, itiyadın verdiği hissizlikle, sağlamların şuurundan kaçıp nasıl ve nereye saklanıyor? Onu ben görüyorum, çünkü benden uzak; onu ben Mithat Bey’in kırmızı yüzünde,çelikli damarlarında, arkadaşımın otururken rahat gerilişlerinde, bacaklarını uzatışlarında, korkusuz bakan gözlerinde görüyorum…” “Büyük bir hastalık geçirmeyenler her şeyi anladıklarını iddia edemezler.” “Bu odada başkaları inleyecekler. Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum. Üstelik çıkarıp yatağa attığım robdöşambr içinde, ebediyen aynı insan bulunacak: Hasta.”
Alıntı
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121bin okunma
Senin mi sahi şu sağlıklı beden?!…
10/10
·128 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 08:24
Bir inceleme yazacaksam bu kitap için olmalı diye düşündüm. Peyami Safa lise yıllarından tanıdığım bir yazar. Ancak bu kitabı okuyunca anladım ki; tanışmamışız daha önce. Edebiyat dediğimiz şey sözü edebe dökmekse, Peyami Safa bu işi hakkıyla yapan bir yazar bana göre. Aksiyon belirten, tasvirsiz, duygusu yavan üslûplar beni her zaman hayal kırıklığına uğratır. Safa, aksine, yazar mührünü kelimelere incelikle vuran usta bir kalem. Canlı ve cansız manaların bir araya geldiği kurgu evrenini derin, yalın ve çarpıcı bir söz ustalığıyla ortaya koyuyor yazar. Kitabın baş kahramanı olan hasta bir gencin penceresinden hayata bakıp, karanlık, acı dolu ancak kabullenilmiş bir dünyaya şahit oluyoruz. Hasta olmanın ızdırabına tanıklık ederken, hiç kavuşulamayacak olan bir sevgilinin yürek yangınının hasta bir bedenin acısını perçinleyişini okuyoruz. Romanda diğer kahramanların adı var. Ancak baş kahramanın adı yok. O sadece bir hasta. Tam burada bir alıntı paylaşmak istiyorum: “Beş dakika sonra hastahaneden çıkıyorum. Son not. Bu odada başkaları inleyecekler. Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum. Üstümden çıkarıp yatağa attığım robdöşambr içinde, ebediyen aynı insan bulunacak: Hasta.” Peyami Safa hasta bir bedenin çektiği sıkıntılar üzerinden, hayatta sıradanlaştırdığımız her şeye kafa tutuyor. Damakta kelimelerin eşsiz lezzeti kalıyor. Tavsiyedir.
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Alkım Kitabevi Yayınları · 2012121bin okunma
Reklam
Bunun, Dedeleri de böyleydi
9/10
·395 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
Tarih, bazen bir milletin şahlanışını yazarken, eş zamanlı olarak bir zihniyetin nasıl çürüdüğünü de en çıplak haliyle kaydeder. Alev Coşkun’un 'Vahdettin: Hain mi, Mağdur mu?' eserini satır satır sindirdiğimde gördüğüm manzara; şahsi ikbali ile koca bir milletin istikbali arasında kalan bir adamın, tercihini sömürgeci bir zırhlının paslı güvertesinden yana kullanışının o hazin ve karanlık iddianamesidir. Bu kitap, yıllardır süregelen 'mağdur padişah' masallarını, bizzat o dönemin utanç dolu mühürleriyle yerle bir eden bir hakikat fırtınasıdır. Kitabın sayfaları arasında ilerlerken, Mustafa Kemal’in Samsun’a gönderilişinin ardındaki o sahte kutsallık zırhı paramparça oluyor. Coşkun, bize gösteriyor ki o meşhur fermanın mürekkebinde vatan sevgisi değil, İngiliz efendilerini teskin etme gayreti ve işgalciye yaranma telaşı vardır. Yazar, günümüzün revizyonist tarih bezirganlarının uydurduğu o yaldızlı masalları birer birer kazıyor ve altından çıkan o çıplak, o ürpertici gerçeği yüzümüze çarpıyor: Vahdettin, kurtuluşu bu aziz milletin iman dolu göğsünde değil, celladının merhamet kırıntılarında aramıştır. Damat Feritlerin o zifiri karanlık gölgesinde, Kuvâ-yi İnzibâtiye’nin öz kardeşine doğrulttuğu hıyanet namlularında ve nihayet bu milletin idam fermanı olan Sevr’in o kan kokan sayfalarında hep Vahdettin’in onayı, Vahdettin’in teslimiyeti vardır. Kendi halkı açlıkla ve işgalle pençeleşirken, o sarayının penceresinden Boğaz’da demirleyen düşman gemilerine bakıp 'nasıl hayatta kalırım' hesabını yapıyordu. Coşkun’un belgelerle ördüğü o dehşet verici tabloda; bir padişahın kendi halkından korkup, o halkın canına, namusuna kasteden bir generalin, Harrington’ın insafına sığınarak HMS Malaya zırhlısına binişini görüyoruz. Bu bir gidiş değildir; bu, bin yıllık onurun bir
Vahdettin Dosyası Hainlik BelgeleriAlev Coşkun · Cumhuriyet Kitapları Yayınları · 202310 okunma
Evlilik ve Aşk Bir Zehre Dönüştüğünde
7/10
·608 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 06:38
Bu oldukça uzun ve bir o kadar da hastalıklı bir ilişkinin hikâyesidir. Öncelikle birkaç kamu spotu girmek istiyorum çünkü hiçbir akıllının böylesine bir kitabı örnek aldığını duymaya dayanamam, ülkede manyak çok zaten . İlk uyarı erkeklere gelsin. Bakın, bu konuda ciddiyim; sonra yediğiniz halt ortaya çıktığında ve karşı taraftan misilleme aldığınızda ağlıyorsunuz: Hiçbir koşulda sevgililerinizi ya da eşlerinizi aldatmayın. Verdiğiniz sözlerin arkasında durun ve bir taraflarınıza sahip çıkın. Bedeninizin alt takımlarıyla değil, aklınızla hareket edin. Bir kadını kızdırmak hayatınızdaki en büyük yanlış olabilir. Bu da kadın kesmine kamu spotumdur: İhanet, yaşayabileceğiniz en kötü şeylerden biri, bunu biliyorum. Öyle bir durum yaşadığınızda öfkeli olmakta sonuna kadar haklısınız, hatta ufak bir intikam almanızda bile sorun yok. Ama ne demişler: “Azı karar, çoğu zarar.” Yani abartmayın, mevzu bahis intikam olduğunda bile ipin ucunu kaçırmayın. Sonunda kendiniz de dâhil bir ya da birden fazla hayatı karartacak eylemlerden kaçının. Siz Amy değilsiniz, paçayı kurtarmak gerçek hayatta o kadar da kolay değil ne yazık ki. Bunu sakın ola unutmayın. Şimdi de gelelim kitabın konusuna; Amy ve Nick Dunne çifti beş yıldır evlidirler ve kadın tam da evlilik yıl dönümlerinde şüpheli bir şekilde ortadan kaybolur. Evdeki boğuşma sahnesi, silinen kan izleri, günlükten tutun hayat sigortasına ve yapılan abartılı harcamalara kadar uzanan çeşitli ipuçları, çift arasındaki şaibeli yıl dönümü oyunu ve kocanın duygusuz tavırları derken kısa sürede ibre tersine döner ve tüm suçlamalar Nick’in üzerine yoğunlaşır. Akıllarda ise hep aynı sorular vardır: Amy Elliot Dunne nerede? Hayatta mı, yoksa çoktan öldürüldü mü? Yani kitabı şöyle topluca, başından sonuna kadar değerlendirecek olursam “eh
1000Kitap
Kayıp KızGillian Flynn · Artemis Yayınları · 2024593 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
"Doktora gidecek vaktim de, takatim de yoktu. İlaç çekmecemi açtım, bulduğum bütün ilaçları atarım buraya. Bir antibiyotiğe başladım kendi kendime. Belli antibiyotiklik hastayım, bunu bilmek için doktor olmaya gerek yok, paralanıyor boğazım. Bir ağrı kesici aldım, iliklerime kadar ağrı içindeyim. Bir vitamin gördüm ilaçların arasında, bir tane ondan yuttum. Tam çekmeceyi kapatırken kutunun üstünde soğuk algınlığı yazdığını gördüm. Ben kesinlikle soğuk algınıydım, perişan etmişti o gece soğukları beni. Bir tane de soğuk algınlığı ilacı içtim. Boğazım yumuşasın diye de pastil aldım. Bir üstüme benzin döküp kendimi yakmadığım kaldı. Herkesin selameti için iyileşmek zorundaydım. Ve iyileştim."(KÜRT MEHMET'E İTHAFEN :)) "Yıllardır mahalle günü yaparız. Herkes iki eli kanda olsa gelir. Başta öyle anlaştık. Herkes işini ona göre ayarlasın, yok öyle ben gelmem param yürüsün demek, dedik. Hasta olan maske takıp geldi. Yatalak kaynanasını kucaklayıp getiren mi ararsın, yeni sünnetli oğlunu yanında getirip yatıran mı¿ Bir sene Nurgül'ün günü 1 Mayıs'a denk geldi, çok bastırdılar tatil olsun diye ama yapmadık. Nesrin "Kocam evde ben gelemem"dedi. "E canım bir seninkine bayram değil ya, bizimkiler de evde." İkna olmadı. "Biz de işçiyiz, ev hanımıysak biz de işçiyiz, tatil yapalım"dedi. "Tatil değil bayram yaparız, günü bırakmayalım"dedik. Bırakmadık. Nesrin kocasını da getirdi güne. Hep beraber salonda türkü söyleyip, halay çekip bayram yaptık." "Muzaffer bey en çok kiracıları bezdirdi. Bizim her ay bir günlük mesaimiz, kiracıları tek tek arayıp, "Yarın kira günü olduğunu hatırlatırız" demekti. Adam zaten getirecek parayı, neden arıyoruz?. Ama hiç dinletemedim. Sonra onu kendi silahıyla vurayım diye düşündüm. Üç kuruş kira için adamları arayıp dünya telefon faturası ödüyoruz
Göçüp Gidenler KoleksiyoncusuŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202413,2bin okunma
Algı Kapıları Cennet ve Cehennem
8/10
·150 syf.·
2025 72. kitabı
Kitabı çok beğendim ancak okurken zorlandığım anlar oldu. Dikkatimi çeken yerleri not tutarak okudum. Kesinlikle boş bir kitap değil. İyi ki okudum. Not: Aldous Huxley kaktüsten elde edilen meskalin uyuşturucusu deneyinde rol oynuyor ve dünyayı artık kısmen bazı ressamlar gibi görebildiğini ama sıradan insanların 3 boyutlar dünyasında sıkışıp öteye gidemediğini görüyor ve insanlar böyle görmeli diye düşünüyor asıl. (Deneyim başlangıcı: Meskalin etkisiyle algı genişlemesi ve ressam benzetmesi.) Not: Aldoux Huxley kitabında meskalin tükettiğinde dünyayı farklı ama güzel, yavaş görebildiklerinden bahsediyor. Sanat akımlarından olan Kübüzim gibi göründüğünden dünyanın bahsediyor maddeyi kullandığında. Van Gogh portresine benzetiyor kimi zaman. Bir çok sanatçıdan bahsediyor. Ama gerçeği görebilenlerin sorunları çözebilecek oluşundan bahsediyor. Sonra anladığım kadarıyla mistik inançların kendisini mentafin kullananların gerçeği göremiyor oluşuna biraz benzetiyor sanırım. Algısı açık olan kişilerin dini uygulamaları hem yapıp hem de sadece dua etmekle kalmayıp işe devam ettiğinden bahsediyor. Bu güzel bir nokta. (Deneyim ortası: Yavaş algı, sanat akımları, Van Gogh ve pratik aydınlanma.) Not: Aldoux Huxley meskalin tükettinde tıpkı Van Gogh portresi gibi dünyayı görebildiğini söylüyor. O desin veya demesin sürrealizmi kastediyor çünkü sürrealizm "gerçeküstücülük" demektir. Liseden biliyorum. Kübizm'e de benzetiyor. Sonuç olarak mentafin sağlıklı bir beyinde glikozu mahvediyormuş. Hatta insan vücudunda doğal olarak adrenalin gibi salgılanan kimyasalın çok daha fazlasının bu maddeyi içtiğinde görüldüğünden bahsediyor. Başka bir deyişle bugün ruh hastalarının sorunu kimyasal dengesizliği gibi bir şeymiş ama bunu tam olarak söylemek sanırım ona göre mantıklı değilmiş. Çünkü
1000Kitap
Algı KapılarıAldous Huxley · İmge Kitabevi Yayınları · 20181,433 okunma
Reklam
Reklam