Tiktoktan görüp hayal kırıklığına uğradığım bir kitap daha
Yazar bu kitabı 16 yaşında yazmış, okuyucu kitlesi de 12-15 yaş aralığı olabilir zaten en fazla. Ortaokul çağı için uygun diye düşünüyorum bir ebeveyn falansanız bunu okuyan alabilirsiniz yani. Hani o yaşta maalesef 18 olmayı bir b* sanarsınız ya hayal dünyanız fazla geniştir. Ben seviyorum ergen kitapları okumayı kesinlikle bunun bilincinde olarak okuyorum zaten. Ama bu olmamış. O yaşta okusam bile sevemezdim diye düşünüyorum. Kusursuz ana karakterlerden hoşlanmıyorum, hata yapsın öğrensin gelişsin istiyorum yani. Bide bu seriyi tiktokta 30 yaş civarında öneren bayılan kızlar var. Ya nerden başlasam ki smsnnansmd. Maşallah diyelim Celaena karakterine. Güya hapsedilmiş işkence edilmiş bi maden işçisi ama bildiğiniz barbie bebek gibi bir kız. He tabiki üstüne aşırı tehlikeli bir suçlu, suikastçi zaten mümkün mü öyle ezik bir kız olması, 18 yaşında falandı bide. Yakışıklı prens gelip alıyor bunu madenden. Bir turnuvaya katılacaksın diyor kazanırsan yaver gibi bir şey olacaksın. O da kabul ediyor tabi gidiyor saraya, sarayda yaşamaya başlıyor. Bu turnuvada krallığın dört bir yanından tehlikeli adamlar yarışıyor işte. Başka yarışan kadın da olsa o zaman benim gözümde daha iyi bir kurgu olabilirdi bu, tabiki Caleana o kadar izbandut arasında turnuvada yarışan tek kadın. Tabiki yenecek (bu bir spoiler değildi bence). Bu kızın sarayda bir misafir gibi yaşaması da ayrı saçma bence. Ben mahzende falan kalacaklar sandım bütün tutsaklar. Bir tane prensesle arkadaş bile oluyor hatta. Celaenenın kendisi de mi bir prenses yoksa falan oluyorsunuz öyle bir konforda yaşıyor ki sarayda. O kadar tehlikeli bir kız ki aslında kimse gerçek kimliğini bilmiyor başta prens ve bir asker dışında. Çünkü ülkeye nam salmış suikastçi. 18 yaşında böyle bir ün kazanması da gerçekçi gelmiyor maalesef.
Cam ŞatoSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20244,966 okunma
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
‘Ah seni boyun eğmez ruh. Hayatı bir arada tutan müphem sözcükler ve muğlak düşüncelerdir. Dikişleri sökülene dek her bir ifadede ısrarla kusur bulmanın manası nedir?’ . 2019’da Bin Yıllık Dua ile tanımışım Yiyun Li’yi. ‘Öykülerin her biri iz bırakan türden.’ yazmışım. Sonra Akıl Ermeyince çevrilmiş ve onu da sevmişim hatta ‘empati kurmaktan korktuğum ancak şiirsel diliyle de hayran kaldığım bir eser’ demişim. Kazkafanın Kitabı durur mu? Hemen edinip onu da içercesine okumuşum. Çünkü kayıpları okumak dokunuyor bana. Cümlelere o kayıpların kokusu sinerse daha bir sarılıyorum kitaplara. Mutluyken Başka Adlarımız Vardı tam da böyle bir eser. Yas tutma, ebeveyn olma, yaşamın devamı için ufak detaylara tutunabilme gibi konulara hüzünlü ama bir o kadar da ümitli bir yerden yaklaşıyor. Kendisi intihara teşebbüs etmiş, iki oğlunu intihardan kaybetmiş bir yazar Li. Bu acıların izlerini Çarşamba Çocuğu’nda görüyoruz örneğin. Mutluyken Başka Adlarımız Vardı’da da. Umuyorum ki yazmak iyi geliyordur Yiyun Li’ye, en az onu okumanın bana iyi geldiği kadar ~ . Nuray Önoğlu çevirisiyle~
Mutluyken Başka Adlarımız VardıYiyun Li · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20262 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·592 syf.··
2026 71. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 21:59
Oscar Lewis, Amerikalı bir antropolog. 1943 yılında ilk kez Meksika’ya gittiğinde halkın durumundan çok etkileniyor ve bu zamandan ölümüne kadar Meksika’nın yoksul semtleri, gecekondu mahalleleri üzerine antropolojik çalışmalar yapıyor. Çalışmalarına başladıktan yaklaşık on sene sonra yolu Sanchez ailesiyle kesişiyor ve hikayelerinden öte bir şey görüyor o ailede; kendilerini ifade etme biçimlerinden, içgörülerinden, içinde bulundukları derin yoksulluğa ve eğitimsiz olmalarına rağmen kurdukları iletişimden çok etkileniyor. Çalışmaları için derlediği ses kayıtlarını yazıya dökmeye, çalıştığı ailelerin hikayelerini yazmaya karar veriyor. Lewis etnografik gerçekçilik ilkesinden ödün vermeden antropolojik raporlarla roman arasında bir metin olarak tasarlıyor bu yazıları ve Sanchez ailesininkiyle başlıyor. Roman gibi okunan “Sanchez’in Çocukları” böyle ortaya çıkıyor, 1950’li yıllarda Meksika’nın gecekondu mahallerinden birinde yaşayan bir baba ve anneleri ölen iki kız iki erkek, dört çocuğunun hikayesini anlatıyor. Anlatılanlar çok etkileyici, hikayenin gerçek olması elbette daha da etkileyici kılıyor metni. Ancak gücünü salt gerçekliğinden almıyor kitap; bundan çok daha ötesi var. Öncelikle, Lewis’in anlatımı muhteşem. Ses kayıtlarından hareketle bu kadar sürükleyici, bu kadar mükemmel bir ‘kurgu’ yazması (kurgu diyorum çünkü kurgu tadında okunuyor) inanılmaz gerçekten. Beş farklı karakterden dinliyoruz hikayeyi; bazen hepsi aynı olayı kendi penceresinden anlatıyor bazen farklı kişilerin anlatımını birleştirerek olayın bütününe vakıf oluyorsunuz, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Ancak asla tekrara düşmediği gibi, yağ gibi akıyor metin ve parçalar birbirine cuk oturuyor. Metnin kurgu olmadığı, dolayısıyla eldeki verilerle bunun tasarlandığı düşünüldüğünde daha da hayran
Sanchez'in ÇocuklarıOscar Lewis · Beyaz Baykuş · 20264 okunma
Çocukluk travmaları...
8/10
·272 syf.·
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Bir tarih öğretmeninin 17 Haziran 1986 yılında yaşadığı derin bir aile travmasını ve çocukluk yaralarını konu alan güzel bir eser. Alex Schulman, çocuklukta alınan psikolojik yaraların, anne-baba çocuk ilişkilerindeki sevgisizliğin ve sessizliğin ilerideki yaşamı nasıl şekillendirdiğini, geçmiş ve bugün arasındaki hesaplaşmayı melankolik bir dille anlatıyor. Eser her ebeveynin çocuk sahibi olmaması gerektiğini gözler önüne seriyor, bu yönüyle aslında ebeveyn-çocuk ilişkisine bir eleştiridir.Yazarın kurgusunda ebeveyn-çocuk ilişkisindeki en büyük trajedi genelde fiziksel şiddet değil, duygusal yokluktur. Çocukların anne babalarının dünyasında fark edilmek, onaylanmak ve güvende hissetmek için verdikleri sessiz çaba eleştiriliyor. Bu yönüyle baya dikkat çekici. Yazarın kendine has uslubu, bizleri aslında çok da yabancı olmadığımız tanıdık bir hüzünle sarmalayan bu hikayesi kendine doğru çekiyor. Beğenerek ve hüzünlenerek okuduğum bu eseri meraklılarına tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar. 17 Haziran
1000Kitap
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,010 okunma
Mustafa Kemal Atatürk
10/10
·240 syf.··
2026 19. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:14
Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlaklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılapçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmekti. Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim vizyonuna dair o güçlü sözleri. Bir çocuğun hayatına dokunan bir öğretmenin bir ülkenin kaderini nasıl değiştirebileceğini o kadar naif ve gerçekçi anlatıyor ki... Masallardaki sihirli değneklerle değil, gerçek hayatta karşımıza çıkan fedakar öğretmenlerimizin eliyle yetişiyor.Evladımın yoluna ışık olmak isteyen bir ebeveyn olarak bu kitaptan heybeme çok şey kattım. ​Sadece eğitimcilerin değil, insana, geleceğe ve eğitime değer veren herkesin kitaplığında bulunması gereken, rehber niteliğinde bir eser. Ahmet Şerif İzgören’in diğer eserlerini de tavsiye ediyorum alıp okumaya devam edeceğim.Kesinlikle tavsiye ederim. Masallarda Bir Peri Çıkar Karşınıza Gerçek Hayatta Öğretmen
Hayata Dair
Masallarda Bir Peri Çıkar Karşınıza Gerçek Hayatta ÖğretmenAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20223,122 okunma
Gökkuşağından tek tek toplamak renkleri…
Puan vermedi·183 syf.··
2026 6. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 19:50
Etkisi, okuma zamanından fazla süren kitaplardan. Sürükleyici kurgu. Yalın, akıcı dil. Renk metaforu renk katmış. Şiirler ve Xentius alıntılarıyla zenginleştirilmiş. Kadın ve aşk merkezinde tradejediler geçidinde ilerlerken toplumsal analizler, sosyolojik çözümlemeler; kadın erkek, ebeveyn çocuk, öğretmen öğrenci, komşuluk, dostluk bilumum ilişkiler üzerine çıkarımlarla dopdolu bir okuma oldu. Yarım kalmışlıklar, kendi dünyasının karanlığıyla ışıkları söndürenler, hüzün ve isyanla dolu buruk bir tat bırakıyor. Bence yazar, kitaptaki tanımıyla “anteni açık” kadınlardan. İyi gözlemci, iyi kalem. İlk kitabı bu. İyi ki okudum. Umarım daha çok yazar. Spoiler; Kutuplara sahipti iki kadın da. Her şey dibe vurmuş gibi görünse de hem gerçek aşkı ve hem gerçek dostluğu bulabilmekten daha büyük şans olabilir mi? Önsözde ‘kuantum fiziği’ geçiyor. Ona atıfla, kitabın satır altı bir mesajı da; yaşamda ne kadar gece varsa o kadar gündüz var, olabilir.
İki Kadın İki AşkFiliz Uçkun · Sentez Yayınları · 20095 okunma