Her insan, içinde farklı kişiliklerin tohumlarını taşır; bunlar, başka başka insanlara ait, henüz filizlenmemiş potansiyel çekirdekler gibidir. İnsan yaşamı, sadece içlerinden birini geliştirir ve o, baskın kişilik haline gelir. Ancak diğerleri de hâlâ içimizde varlıklarını sürdürür. Olgunlaşmamış, eksik, henüz tam biçim kazanmamış olsalar da yine de oldukça somut ve gerçektirler…Aşk da buradan doğar, çünkü bazen, hayatımızda rastlantısal olarak karşılaştığımız insanlar, şaşırtıcı biçimde bize benzer; içimizde taşıdığımız o tohumlara akraba olan kişilerdir. Bu insanları tanımak ve onları kendi yörüngemize çekme arzusu, işte aşk denilen şeyin ta kendisidir.