Müslümanların anladığı özgürlük merkeze,
insan oluşumuzun eksenine ilişkindir. Özümüz
çürüyebilir, sağlamlık kazanabilir, gürleşebilir
veya sönükleşebilir. Lâkin özümüz azalıp çoğalamaz. Bizim özümüz Rabbimiz tarafından bize
verilmiş bir cevherdir. Eğer biz onun değerini
bilir ve korursak gürleşir. Özgür oluruz. Ama
önce özümüzü tanımaz, tanıdıktan sonra da onun
sağlığına elverişli tutumumuz olmazsa insan vasıflarımız zaafa uğrar bundan kâinat da zarar
görür, biz de zararlı çıkarız. Özümüzü kaybetmek
ve onu yeniden bulmak mümkündür, ama birden
fazla özümüz olamaz. Halbuki kâfirlerin hürriyet
anlayışı böyle değildir. Eğer bir odada yaşamak
zorunda iseler daha az hür, iki katlı müstakil
evde daha fazla hür olduklarına inanırlar. Uçakla
seyahat etmek onlar için at arabasıyla seyahat
etmekten daha hür olmak demektir. Daha hür
olabilmek için toprağın derinliklerine inmek gerektiğine, gökyüzünün ötesine geçmek gerektiğine inanırlar. Ne kadar alete hükümran iseler o
kadar hürdürler. Köpek büyüklüğünde at yetiştirmek veya taneleri ceviz büyüklüğünde olan
üzüm salkımları elde etmek onların en çok hür
olduklarının delilidir. Kısacası kâfirlerin hürriyeti marjinal, sınıra ilişkin bir hürriyettir ama hangi sınırda durması gerekeceği hususunda onların
da bir bilgisi yoktur