-spoiler-
Kitabı bitirdiğim gibi içime öyle bir hüzün, bir özlem ve yoğun bir duygusallık çöktü ki; bu kitapları okurken karakterlere hissettiğim o samimiyet, sayfaları çevirirken duyduğum o heyecanı başka hiç bir seride bulamam gibi geliyor... Kitabın ilk 200 sayfasını 1 aydan uzun bir sürede okurken -işlerim vardı- kalan 600 sayfasını tüm işimi gücümü erteleyerek 2 günde bitirdim çünkü gerçekten çok akıcıydı. Güzel bir vedaydı. Neyse ki yazarımız kuru bir sonla bitirmedi, karakterlerin nerdeyse hepsinin değişimini ve yeni hayatlarını bize gösterdi, kitabı ucu açık bırakmadı. Karakterlere gelince... Clary ve Jace, Magnus ve Alec çok iyi çiftler oldular, sahnelerini okurken yumuş yumuş oldum. Sonları, ya da başlangıçları tam istediğim gibi oldu, acısıyla tatlısıyla uzun bir hayat var önlerinde. En azından öyle olacağını umuyorum, fazlasıyla acı çektiler bence ve artık onların da huzur bulmaya ihtiyaçları var. Simon hafızasını kaybettiğinde... O kadar üzüldüm ki, özellikle Izzy için. Neyse ki yavaş yavaş hatırlayacak ve açıkçası gölge avcısı olacak olması -kesin olarak kabul ettiğini göremedik aslında- beni çok heyecanlandırıyor. Sebastian ve Clary sahneleri açıkça midemi bulandırmıştı, Sebastian'ın ölmeden önce Clary'nin rüyasındaki o yeşil gözlü çocuk olması ve en önemlisi yaptıklarından pişman olması beni çok tatmin etti, tam istediğimiz türden bir son oldu onun için.
Emma Carstairs ve Blackthorn'lar, hikayelerine oldukça fazla değinildi ve yazarın bu karakterleri bu kitapta tanıtım için böyle çok kullandığını sanıyorum. Ve tabii ki onları çok sevdim, bu karakterlerin kendi serisini de okumak isterim. Fakat Cehennem Makineleri serisindeki karakterlerin, Tessa, James, Will, bu kadar geçmesi ve onlara olanlardan bu kadar bahsedilmesi canımı sıktı çünkü o serinin