Nefret insanı köreltir. Sen bunun farkında değildin. Sevgi en uzak yıldızda yazılı olanları bile okuyabilir ama nefret seni öylesine köreltmişti ki bayağı arzularının dar, sınırlı zaten şehvetle solmuş bahçesinden ötesini göremiyordun. Hayal gücünden tümüyle yoksun olman, kişiliğinin bu gerçekten ölümcül kusuru, içindeki "nefret'in sonucuydu. "Nefret" kurnazca, sessizce, gizlice, tıpkı likenin solgun bir bitkinin köküne dadanması gibi kişiliğini kemirdi, sonunda en küçük çıkarlardan, en aşağılık amaçlardan başka şey göremez oldun. Sevgiyle gelişebilecek iyi özelliklerini "nefret" zehirleyip felce uğrattı.
Senin içinde "nefret" her zaman "sevgi”den güçlüydü. Babana olan nefretin öyle boyutlardaydı ki, bana olan sevgini tümüyle geride bırakıyor, gözden siliyor, gölgeliyordu. Aralarında hiçbir savaş yoktu ya da pek az bir savaş vardı; çünkü “nefret"in dev boyutlardaydı ve korkunç biçimde gelişiyordu. Bu iki tutkunun aynı ruhta barınamayacağını anlayamadın. İkisi bir arada, o güzel, oymalı evde yaşayamazlar. Sevgiyi besleyen hayal gücüdür; hayal gücü bizi bildiklerimizden daha bilge, hissettiğimizden daha iyi, olduğumuzdan daha soylu kılar; bize "hayat”ı bir bütün olarak gösterir; başkalarını, hem gerçek hem de ideal ilişkilerinde anlamamızı yalnızca hayal gücü sağlar. Sevgiyi yalnızca güzel şeyler, incelikli düşünceler besler. Ama "nefret”i herhangi bir şey besleyebilir.
Acı çekmek, bizim varoluş yolumuzdur çünkü var olduğunuzun bilincine varmamız için tek yoldur; geçmişte çektiğimiz acıların anısı ise kimliğimizin sürekliliğinin garantisi, kanıtı olarak gereklidir bizim için.