Öncelikle Rory, senden gerçekten nefret ediyorum ve senin gibilerden.
Adelaide son zamanlarda karşıma çok fazla çıktı; fazlasıyla övüldü. Ben de çok övülen ve beğenilen kitaplara şans veririm. Beğendim mi? Beğendim. Ama aynı zamanda çok fazla tetiklendim ve sinirlendim.
Adelaide; çok neşeli, güzel, başarılı, hayat dolu, ışıl ışıl bir kız. Ama asla kendinin farkında değil ve sürekli bir aşağılık kompleksi içinde. Sevilmeyi hak etmediğini düşünüyor. Bunun, eski ilişkilerinden ve ailesinden kaynaklı bir sorun olduğu çok belli; fakat bunun üzerine gitmiyor. Sürekli duygularını bastırıyor. Kendisine ilaç olmak yerine, başkalarına ilaç olmayı tercih ediyor. Hep kendini ikinci planda tutuyor ve ilişkilerinde de bu yüzden problem yaşadığını düşünüyorum.
Bana göre bir kadın kendini birinci plana koyduğunda, diğerlerini ikinci plana alabildiğinde daha mutlu olur. Adelaide bunu asla yapmıyordu.
Bazen mutlu olabilmek, daha güzel şeyler yaşayabilmek için en dibe batmak gerekiyordur. Bu da hayatın “bir kapı kapanır, diğer mükemmel kapılar açılsın” kuralıdır. Adelaide bunu yaşıyor; en dibi görüyor. Güzel şeyler yaşaması ve ne istediğini bilmesi için bu gerekliydi.
Yer yer çok üzüldüğüm,yer yer çok sinirlendiğim; çerezlik ama güzel bir kitap. Sadece sonu biraz daha güzel ve etkileyici bitebilirdi. Bu beklenti içine girmemde, çok övülmüş olmasının da etkisi var sanırım.
Okuyun, önerilir.
Küçük bir not:
Kimsenin ama kimsenin içinizdeki kız neşesini öldürmesine izin vermeyin. Sizden daha değerli hiçbir şey yok. Önce o oksijen maskesini kendinize tutun, sonra başkalarına.