Şaşırtıcı bir duygusallıkla söylese de, söyledikleri bana bir şeyi anımsattı; uzun zaman önce bir yerlerde duyduğum, kolay kolay yakalanamayan bir ritim, kayıp sözcüklerden bir parça. Bir an için ağzımın içinde bir cümlecik biçimlenmeye başlar gibi oldu ve sanki onlar için titreşen bir tutam havadan çok daha fazla çabalarmışçasına dudaklarım dilsiz birininki gibi aralandı. Ama hiç ses çıkmadı ve anımsamak üzere olduğum şey sonsuza değin söze dökülebilir olmaktan çıktı.
"Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan
ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek icin iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım.”
“…O belki şu an burada değildir, çünkü henüz yoktur, arzulanan, korkulan, olası ya da olanaksız bir şeydir,” diyor Ludmilla, “okumak, olmak üzere olan ve şimdilik kimsenin olacağını bilmediği bir şeye doğru ilerlemektir…”