Kitap genel olarak normal denilebilecek bir ailenin, normal hikayesini anlatıyor. Yazarın dili oldukça yalın ancak betimlemelerden de geri kalmamış. Öykünün içinde biraz köy hayatı, biraz aile ilişkileri, biraz baba oğul ilişkisi var. Bunlar hasta bir babanın çöküş öyküsü içerisine harmanlanmış. Sıkıcı değil, kendini okutuyor ancak bişey öğrendim mi? Evet dersem çok da içim rahat etmez sanırım. Ben illa bir şey öğrenmem lazım gibi bir pragmatist bakış açısıyla okuduğum için evet güzel duygular hissettirdi ama öğreticiliği zayıf bana göre.
Kitap Denizli nin bir köyünde geçiyor çoğunlukla. Oradaki hayat, anadolu insanının tabuları, inanışları vs bunları gözlemleme fırsatı doğuruyor, bir kaç yöresel kelime de öğretiyor. Babanın hastalığı, tedaviyi reddi, hastalığın ilerlemesi ve çöküşü, oğlunun bu sürede hem babasıyla hem kendisiyle iç hesaplaşmaları vs. gibi durumlarla size kendinizi ve aile ilişkilerinizi sorgulatıyor. Kitapta olaylardan çok durumlar üzerinde yoğunlaşılmış.
Yazar hakkında yazılanlardan bağımsız okumaya çalıştım bu otobiyografiyi..
Bir kaç yerinde ağladım, duyguyu güçlü bi şekilde yansıtmış, kalemi kuvvetli bir yazar.
Bir de doğunun kafka' sı deniyormuş yazara, evet betimleme gücü benzer ama ikisini karşılaştıracak edebiyat bilgim yok maalesef...
Tavsiye 7/10...