Allah Teâlâ Hazretleri, saadât-ı kiram hazeratını devamlı belalarla imtihan eder ki daima huzur-ı ilahîde hazır olsunlar; yakaza halinden gaflet etmesinler. Çünkü Allah sevmektedir onları. O saadât da muhabbetin ehlidirler. Hakk'a muhabbet ederler.
Seven sevdiğinden gayrısını tercih mi edermiş? Bela, sevenlerin kalplerinin çengelidir; nefslerinin ise bağı.
Alıkoyar onları matlublarından başkasına meyilden; meneder Hâlıklarından başkası ile sükun bulmaktan ve O'nun gayrına dayanmaktan.
Ve kendileri hakkında bu hal devam ettiği müddetçe hevâları eriyip gider; nefsleri paramparça olur. Hakk, bâtıldan temayüz eder. Böylece her türlü şehvet, irade; dünyevî ya da uhrevî bütün lezzet ve rahatlıklar nefsin yanı başında uslu uslu münzevi bir hal alırlar.
Sükûn, Hakk Azze ve Celle Hazretlerinin vaadine doğru vuku bulur. Rıza, kazasında; kanaat, ihsanında; sabır ise belasında caridir. Kalplerine ârız mâsivanın şerrinden emin olurlar; kalplerinin kudreti kavî olur; âzalar üzerindeki hükümdarlığı yine kendisine verilir.
Çünkü bela kalbi ve yakin'i ziyadeleştirir. İman ve sabrı tahkik; heva vü nefsi tezyif eder. Bu sebeple mü'mine her ne zaman bela isabet etse ve kendisini Rab Azze ve Celle Hazretlerinin fiiline karşı tam bir teslimiyet, rıza ve sabır hali içinde bulsa Rab Teâlâ
Hazretleri o mü'minden razı olur ve şükrüne mukabelede bulunur. Meded-i Sübhânî, halin ziyadesi ve tevfik-i Rabbânî erişiverir.
Hz. Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer Sükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım." İbrahim 14:7