Eda Aras

Eda Aras
@edaaras
Öğretmen
Lisans
İstanbul
17 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Allah Teâlâ Hazretleri, saadât-ı kiram hazeratını devamlı belalarla imtihan eder ki daima huzur-ı ilahîde hazır olsunlar; yakaza halinden gaflet etmesinler. Çünkü Allah sevmektedir onları. O saadât da muhabbetin ehlidirler. Hakk'a muhabbet ederler. Seven sevdiğinden gayrısını tercih mi edermiş? Bela, sevenlerin kalplerinin çengelidir; nefslerinin ise bağı. Alıkoyar onları matlublarından başkasına meyilden; meneder Hâlıklarından başkası ile sükun bulmaktan ve O'nun gayrına dayanmaktan. Ve kendileri hakkında bu hal devam ettiği müddetçe hevâları eriyip gider; nefsleri paramparça olur. Hakk, bâtıldan temayüz eder. Böylece her türlü şehvet, irade; dünyevî ya da uhrevî bütün lezzet ve rahatlıklar nefsin yanı başında uslu uslu münzevi bir hal alırlar. Sükûn, Hakk Azze ve Celle Hazretlerinin vaadine doğru vuku bulur. Rıza, kazasında; kanaat, ihsanında; sabır ise belasında caridir. Kalplerine ârız mâsivanın şerrinden emin olurlar; kalplerinin kudreti kavî olur; âzalar üzerindeki hükümdarlığı yine kendisine verilir. Çünkü bela kalbi ve yakin'i ziyadeleştirir. İman ve sabrı tahkik; heva vü nefsi tezyif eder. Bu sebeple mü'mine her ne zaman bela isabet etse ve kendisini Rab Azze ve Celle Hazretlerinin fiiline karşı tam bir teslimiyet, rıza ve sabır hali içinde bulsa Rab Teâlâ Hazretleri o mü'minden razı olur ve şükrüne mukabelede bulunur. Meded-i Sübhânî, halin ziyadesi ve tevfik-i Rabbânî erişiverir. Hz. Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer Sükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım." İbrahim 14:7
Alıntı
İsa aleyhisselâm çok gülerdi. Yahya aleyhisselâm ise çok ağlardı." Yahya aleyhisselâm İsa aleyhisselâma, "Sen (Şeytanın) güçlü ve çok ince tuzaklarından emin olduğun için mi böyle gülüyorsun?" diye sordu. Hz. İsa, "Ya sen, Allah'ın o hoş, o olağanüstü ve o akıl sır ermeyen muhkem lütuf ve nimetlerini unuttun da mı böyle ağlıyorsun?" karşılığını verdi. Veli kullardan biri bu konuşma sırasında oradaydı. Yüce Allah'a, "Bu ikisinden hangisi üstün?"diye niyaz ederek sordu. Allah Teâlâ, "Benim hakkımda hüsn-ü zan sahibi olan!" buyurdu. Yani, "Ben kulumun düşüncelerinin olduğu yerdeyim. Kulumun zannı üzereyim." Her insan benim hakkımda belli bir hayale sahiptir. O kul benim hakkımda nasıl bir hayale sahipse, ben öyleyim! Ey kullarım, benim yerim ve yurdum olan hayalinizi saflaştırıp arındırın!" -Fihi Ma Fih
1000Kitap
İyi ki her şey bir kere, sen de her şeyi sadece bir kere yanlış ettin. Yapamadın, yine yapamayacağın yerde tuhaftır tecrübeliydin. Tecrübe hataya mani değil hatayı tanımaya imkân imiş, ama sen hata yapmasan da ne yaptığını aslında bilemeyeceğini öğrendin. İnsanın kötüyü tanıyıp iyiye aşinalık tesis edemeyecek yaradılışta olduğunu bir ara sezdin, sonra o da geçti, eski vehmine yerleştin. Tepeden yuvarlanan taşın yol alışı, öğle güneşi, sıcak, darlaşan ikindi, hayat bazen işte bir hışırtı, bir kuşun iç çekişi, uzaktan bir kanat sesi, acaba o çobanlar, bir zamanda dağdan dereden kayarak geçenler, yerde bir kiremit parçası, birinin yere düşmüş bir parça anısı, kimden kime bir hayal olarak kalacak. İnsan kendini kime ne olarak bırakacak?
1000Kitap
Değersizlik duygusu bir anlamda eksiklik duygusudur, insanın başkalarını kendinden üstün görmesine neden olur, yakınları dışında. Onları kendisinin uzantıları gibi algıladığından onlar da kendi gibi değersizdir. Küçümsenme korkuları yaşayanlar, başkalarının bir eksiğini yakaladıklarında onları küçümsemeye hazırdır ya da başkalarını küçümseyenler küçümsenme korkuları olan insanlardır. Dolayısıyla, insanın kendi içinde gelişen ve bazen kendini yadsıma boyutuna varabilen değersizlik ve eksiklik duyguları şu ya da bu şekilde dış dünyaya yansıtılarak beslenir.
Sayfa 151·Kitabı okudu
Alıntı
Kâinata sığabildiğin ancak cismaniyetin hasebiyledir. Yoksa ruhaniyetin bakımından kâinata sığamazsın! İnsanın cismaniyeti hasebiyle kâinata sığmış olması türdeşlik münasebetleri olduğundandır. Maddi yemek ve içmek gibi ihtiyaçları temin edilir. Fakat bu insan için bir hassiyet değildir. Çünkü insanın mertebesi maddiyata nisbetle çok yüksektir. Ruhaniyeti hasebiyle kâinata sığmayışı arada bir münasebet olmadığındandır. Şu halde kainatı yaratan mükevvin Teâlâ ve Tekaddes'e doğru seyir ve sülük insandaki kadir ve kıymetin yüksekliği icabıdır. Şayet bunu ihmal edecek olursa Esfel-i Safiline yuvarlanmış olur."
Alıntı