Sanatsal bir imge yaratırken yazar her zaman kendi düşüncesiyle mücadele eder ve onun üstesinden gelir, çünkü yazarın zihninde bir vahiy gibi beliren duygusal düzeyde algılanmış dünya görüntüsü karşısında kendi düşüncesi bir hiçtir. Zira düşüncesi kısacık, imge ise mutlaktır...
İkinci gece ruhuma seslendim:
"Bitkinim, ruhum, gezginliğim, kendimi kendi dışımda arayışım çok uzun sürdü. Şimdi onca olay geçtikten sonra başımdan hepsinin ardında seni buldum. Olaylar, insanlık ve dünya yoluyla yanılgılarım üzerine keşiflerim oldu. İnsanlar buldum. Seni de ruhum, önce insanların içindeki imgelerde, sonra da kendi içinde yeniden buldum...
İnsanın herkesten çok kendisini sevmesine, gene de kendisinin kendi hakkındaki yargısına başkalarınınkinden daha az değer vermesine sık sık şaşarım. Hiç kuşku yok, bir Tanrı ya da akıllı bir öğretmen karşısına çıkıp zihninde belirir belirmez yüksek sesle dile getiremeyeceği hiçbir şeyi tasarlamamasını, düşünmemesini buyursaydı, bir gün bile katlanamazdı buna. Böylece, yakınlarımızın bizim hakkımızda düşündüklerine, bizim kendi hakkımızdaki düşüncelerimizden çok daha fazla saygı duyuyoruz..