“Üzerine düşünülmesi gereken ölümlerden biri de kendimizinkidir, der Epiktetos. Benzer biçimde Seneca da dostu Lucilius'a, her gününü son günüymüş gibi yaşamasını tavsiye eder. Hatta Seneca bununla da kalmaz ve şunu söyler:
İçinde bulunulan an, yaşamın son anıymışçasına yaşanmalıdır.”
Ve biz, milyarlarca, aşkın, yalanın, alçaklığın, kahramanlığın; kapıları, kapakları, kuş uçurmaz uzaklıkları ve ayrılıklarıyla, kahrolası yasaklarıyla, bu acayip kaos karanlığında, biz ikimiz! İki müthiş hasret, iki parça can.. Ve canımda o ölüm namussuzu…
Bu dünyada biraz zorluk çekmeden mutlu olunmaz. Tüm mutluluklar biraz çaba ister. Bir kitap okumak, bir müzeye gitmek, parkta yürüyüşe çıkmak girişim gerektiren zevklerdir.
Mr. Ribot gönüllü dikkatin ilk çabalarının muhtemelen kadınlara öncelik olduğunu, çünkü efendileri dinlenirken ya da uyurken dayak yeme korkusu yüzünden sürekli çalışmaya mecbur bırakıldıklarını söylemektedir.
Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir. Yaşamın anlamı varsa, ıstırap ve ölümün de anlamı vardır ancak kimse bir diğerine bu amacı ne olduğunu söyleyemez. Herkes bu anlamı kendi bulmalıdır ve bu cevabın gerektirdiği sorumluluğu kabul etmelidir. Bunu başaran insan, tüm aşağılayıcı durumlara rağmen büyümeye devam edecektir.