"Şimdi onun sarsılmaz sükûnetini, insanlar ile münasebetlerindeki garip çekingenliğini gayet iyi anlıyordum. Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? Böyle bir adam, önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür? "
"Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş... Ne aradığımızı bilmeden aramak... Şimdi içim rahat, aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükunet içindeyim... Dünyada bundan büyük saadet olur mu? "
"Neden çoğu insan, gördüklerine hiç şaşırmadan yeryüzünde öyle dolanır durur, biliyor musun? Çünkü dünya bir alışkanlık haline gelmiştir onlar için. Çok uzun yıllar sürer dünyaya alışmamız. Küçük çocuklarda açıkça görebilirsin bunu: Gördükleri şeylerden öyle etkilenirler ki, gözlerine inanamazlar. Onun için durmadan dört bir yanı gösterip karşılarına çıkan her şeyi sorarlar. Oysa biz yetişkinlerde durum farklı: Biz her şeyi defalarca görmüşüz zaten; gerçeklik artık olağan bir şey olmuş bizim için. "