Biz kötü çocuklar değiliz be anne. Siz bizi kötü yetiştirmediniz. Ama gücümüz yok. Gücümüz yetmiyor hayatlarımıza. Böyle olmasaydı iyiydi ama oldu. Hayatlarımız sizinki gibi değil. Sizin bir eviniz vardı, bize bir ev yetmiyor. Siz her yere otobüsle, dolmuşla gittiniz; biz arabamız olmadan adım atmıyoruz. Çocuklar iyi okullarda okusun diye dünyanın parasını akıtıyoruz. Aldıkça alıyoruz anne, aldıkça alıyoruz... Sonra borçtan başımızı kaldıramıyoruz. Bir hafta tatile gitmek için bir yıl çalışıyoruz. Tatilin taksiti bile bir yıl sürüyor. Hayat eziyor bizi anne. Yetişemiyoruz dünyaya. Çıkamıyoruz bu düzenin içinden.
Sabah nispeten kolaydı, sabah gelince ağrı azalıyordu, taşıması zor şeylerin taşıması kolaylaşıyordu. Düşünceler içlerinden gün ışığı geçince saydamlaşıyor, hayaletler deliklerine kaçışıyor, karanlıkta türlü türlü şeye benzettiğim eşyanın odanın içine dağılan aydınlıkla bir sandalye, bir ütü masası, dolabın kapağına asılmış bir hırka olduğunu idrak ediyordum. Sabah olunca kalkıp bir kahve
yapmak için bahanem oluyordu. Kahve hazırlamak beni belli bir noktaya kadar yaşamsal faaliyetlerine devam eden biri
yapıyordu.