Oblomov | Kitap Yorumu
Öyle bir kitap okudum ki nasıl anlatsam bilemiyorum. Kitap yorumlarken bazen kendi kendime insanlar bilmem kaç yıl önce böyle bir eser yazmış hala okunuyor senin ne haddine yorumlamak diyorum. Tam da aynı sorgulatmayı bana yaşatan bir eseri yorumlamaya çalışacağım elimden geldiğince. Nasıl yorumlayacağım diye düşünürken iki gün geçmiş mesela. Biraz oblomovluk yaptım yani bu konuda :) Oblomov, oblomovluk. Hepimizin içinde var biraz bu durum. Oblomovluk ne midir? Tembellik, bir şeyi çok yapmak isteyip yapamamak, zamanını bomboş geçirmektir oblomovluk. Oblomovluk kavramı üzerine bir kitap bile yazılmıştır.
Kitabı okurken muhtemelen siz de yavaş okuyacaksınız. Oblomov'un düşüncelerini okurken yok artık, pes, bu kadar da üşengeç olunmaz diyeceksiniz. Ama bir süre sonra kabulleneceksiniz onu ve bu sefer üzülmeye başlayacaskınız. Okurken içimden Oblomov'a sitem edip, kızıp üzüldüm. Kişiliğimizin yetiştirilme tarzımızdan geldiğini ve ailenin ne kadar önemli olduğunu da bir kez daha fark ettim. Oblomov da hep bu üşengeçlik ve sakinlik halinde değilmiş. Ailesi üzerine çok titremiş ve ayakkabısını bile kendisinin giymesine izin vermemiş. Ama çok sevdiği arkadaşı Ştolts, kendisinin aksine, sürekli seyahat eden ve hayat dolu olan birisi. Ştolts'un ailesi ise ona seçimlerini kendisinin yapması için alan ve fırsat tanımış, kısıtlamamış. Yazarın da tarafsız anlatımı sayesinde kendiniz birçok çıkarım yapabiliyor ve yorumlayabiliyorsunuz. Bu kadar zıt karakterleri olan iki arkadaşın hayatının işlenişi anlatılınca da bu çıkarıma ulaştım ben. Zaten kitap fazla karakterin üzerinden de anlatılmadığı için işlenen her karakteri merakla okuyorsunuz. Hizmetçisi olan Zahar ile konuşmaları beni çok güldürdü ve Zahar'ı sevmezken kitabın sonuna geldiğimde en sevdiğim