Yeraltından Notlar'da anlaşılmak, fark edilmek isteyen insanın, toplumsal normlara, dayanılır olana ait olacakken yine toplumun kendi yarattığı normlara sırt çevirmesiyle beraber dayanılmaz olanı bir benlik meselesi haline getirmesini okuruz.
Duygularında bencil ve iki yüzlü olan ahlaksızlardan kurulu toplum, bireyin ister istemez kendisiyle illiyet bağı kurmasına neden olarak, onu da kendi çukuruna, kendi karanlık dünyasına çekmeye çalışır, fakat bu durum bireyin kendi yeraltına dünyasına çekilmesiyle sonuçlanır, buradan da anlarız ki mekanlar ve deneyimler farklı da olsa sonunda birey toplumun dışına çıkmaya çalışırken bile, yine toplumun biçimlendirdiği bir kişiye bürünür.
Dostoyevski’nin kurmacasında, bireyin kendisiyle ve toplumla olan hesaplaşmasını; öfkesini, çelişkilerini ve iç çatışmalarını roman tekniği bağlamında bakacak olursak eğer yoğun iç monologlar aracılığıyla izleriz. Yeraltı Adamı, bu monologlarda adeta bir “histeri nöbeti” geçirircesine, insan ruhunun en karanlık yanlarını gözler önüne serer.
Herkese keyifli okumalar dilerim :))
Doğrusu, bizler bugün canlılığın nerede bulunduğunu, ne olduğunu, nasıl adlandırıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsanız bir anda ne yapacağımızı şaşırır kalırız; ne yapacağımızı, kime sığınacağımızı, neye tutunacağımızı, neyi seveceğimizi, neden nefret edeceğimizi, neye saygı duyacağımızı, neyi aşağılayacağımızı bilemeyiz. İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize.