9/10
·406 syf.··
Beğendi
·
2026 146. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere sevgili @irem.kpl yazarın kaleminden çıkan Labaraskuvi adlı fantastik kitabı ile geldim... " Lahan'da insanlar yavaş yavaş ölüyorlardı. Kimseye yardım edemiyordum, edilmiyordu. Gece sokağa çıkmak yasaktı ve çıktığın an alacaklardan kimse sorumlu olmayacaktı. Çünkü abraska ile mücadele etmek söz konusu bile değildi... " . fantastik ve gizem severler bu kitaba bayılacak. Kitap oldukça sürükleyici bir roman. Hikâye, geceleri ölümcül yaratıkların ortaya çıktığı Lahan şehrinde geçiyor. Haber muhabiri Priscilla en başından itibaren, olayları araştırma sürecini yöneten ve daha merak uyandırıcı hale getiren kişi oluyor. Çünkü yaratık Priscilla'yı görür ve o an ona birşey yapmaz ama haber devam eder gider. Şehri Abraska adı verilen yaratıkların yarattığı tehdit, tüm halkı abluka altına alıyor. Ben bazen korkmadı değilim benide ısırırsa diye. Akşam olduktan sonra insanların sokağa çıkmaya korktuğu, yardım çığlıklarına bile kayıtsız kalmak zorunda kaldığı bu şehir oldukça karanlık ve etkileyici bir atmosfere sahip. Abraskalar hakkında halka anlatılanların doğru olmadığını düşünerek araştırmalara başlıyor ve yayımladığı bir makalenin ardından olaylar beklenmedik bir şekilde büyüyor. Kitap boyunca Abraskaların yalnızca canavar olmadığını, iyi ve kötü olarak ayrıldıklarını görüyoruz. Bu durum kitaba ayrı bir farklı derinlik katıyor. Priscilla'nın gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırken hem kendini hem de sevdiklerini koruma çabası oldukça tedirgin ediciydi. Ayrıca Miria ile olan dostluğu ve Easley ile arasındaki ilişki dinamiği de hikâyeye duygusal bir boyut kazandırıyor. Yazarın kurduğu dünya oldukça detaylı ve merak uyandırıcıydı. Gerilim, gizem, fantastik unsurlar ve kişi ilişkileri dengeli bir şekilde ilerliyordu. Bazı bölümlerde daha fazla
Labaraskuviİrem Küpeli · Elpis Yayınları · 202325 okunma
7/10
·510 syf.··
2026 34. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 11:49
İnsanların zaaflarıyla nasıl yönetilebileceğini, toplumsal körlüğün ne kadar ciddi boyutlarda olabileceğini gösteren, işleyen yazım dili ağır bir kitap.Daha önce okuduğum için şu an okurken daha az zorlandım. Kitapta Hasan Sabbah ile en sevdiğim şair ve aynı zamanda bilim adamı olan Ömer Hayyam buluştuğunda dizinin final sezonu geliyor gibi hissediyorsunuz. Suikastçı anlamına gelen Assasin kelimesi de Haşhaşilerden gelir. Hasan Sabbah güzel kadınları toplayıp, cennetten bir köşe gibi olan bahçelerde müritlerine dayar weedi ve onlara dünyada cenneti sunar, böylelikle tarihin ilk suikastçılarına hükmeder ve peygamberliğini ilan eder. Alamut kalesini fetheden Hülagü Han’dır. Hülagü Han fethedilmesi imkansız olarak düşünülen kaleyi tüneller açıp, petrol doldurarak patlatır, tüm haşhaşileri öldürür. Bir rivayete göre de günümüze dahi ışık tutacağı düşünülen içindeki büyük kütüphane de yakılır ve yok edilir
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201249,9bin okunma
Reklam
Kanını Satan Adam
6/10
·264 syf.··
2026 4. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 11:39
Başlarda konusu beni etkiledi, ortalarda ise biraz soğuttu diyebilirim. Akıcı bir dili vardı ama nispeten durağan bir hikayeydi. Kitabı bitirdiğimde bende yarattığı farkındalık ise şu oldu: Bir insan doğar, zorluklarla mücadele eder, ailesi ve sevdikleri için çokça fedakarlıklar yapar ve bir ömrün sonunda ise daha azının dahi kendisi için yapılmadığını anlar. Mutluluk, her zaman küçük şeylerde ve anlardadır. Xu Sanguan, insan hayatının klasik bir özetidir…
Kanını Satan AdamYu Hua · Jaguar Kitap · 20184,391 okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 4. kitabı
Bazı kitaplar okunduktan sonra rafa kaldırılır, bazıları ise insanın zihninde yaşamaya devam eder. Atları da Vururlar benim için ikinci gruba giren eserlerden biri oldu. Horace McCoy, Büyük Buhran döneminin karanlığını anlatırken sadece ekonomik bir çöküşü değil, insanların umutlarının, hayallerinin ve yaşam enerjilerinin nasıl yavaş yavaş yok olduğunu da gözler önüne seriyor. Romanın merkezinde, günlerce hatta haftalarca süren dans maratonları yer alıyor. İlk bakışta eğlenceli bir yarışma gibi görünen bu organizasyonlar, aslında insanların birkaç kuruş ve biraz umut uğruna kendilerini tükettiği bir arenaya dönüşüyor. Yarışmacılar sadece ödül kazanmak için değil, hayatta kalabilmek için mücadele ediyor. Bu yönüyle kitap, insanın çaresizlik karşısında neleri göze alabileceğini çok sert ve gerçekçi bir şekilde anlatıyor. McCoy’un anlatımı oldukça sade. Süslü cümleler ya da gereksiz detaylar yok. Ancak bu sadelik, kitabın etkisini azaltmak yerine daha da artırıyor. Çünkü anlatılanlar zaten yeterince ağır. Karakterlerin yaşadığı tükenmişlik, yalnızlık ve umutsuzluk okuyucuya doğrudan geçiyor. Özellikle Gloria karakteri, hayata karşı duyduğu kırgınlık ve umutsuzlukla romanın en unutulmaz figürlerinden biri hâline geliyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların hayallerinin nasıl sömürüldüğü oldu. Herkes daha iyi bir hayatın peşinde koşuyor ama sistem onları yavaş yavaş öğütüyor. Bu yüzden roman yalnızca kendi dönemini anlatan bir eser değil; günümüzde de farklı şekillerde karşımıza çıkan bir gerçeğin hikâyesi gibi hissettiriyor. Atları da Vururlar, insan doğasının karanlık taraflarını gösteren, rahatsız eden ama düşündüren bir roman. Okurken keyif vermekten çok insanı sorgulamaya itiyor. Bazen bir insanın en büyük acısının açlık ya da yoksulluk değil,
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026473 okunma
7/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 156. kitabı
𝐁𝐢𝐫 𝐃𝐞𝐦𝐞𝐭 𝐒𝐞𝐯𝐠𝐢 Herkese Selamlar... Sizlere çok sevdiğim kalemden yepyeni bir kitap ile geldim. Öcelikle kapağına bayıldım. Bu soft renkler ve bu tasarım gerçekten şahane olmuş. Yazarın kalemine aşinayım o duruluk, o anlatım ve o akış gerçekten her zaman beni mutlu ediyor. Ama diğer kitaplarına nazaran bu kitapta duyguları ne yazık ki alamadım. Hızlı ilerleyen bir akış vardı ve karakterler başladıkları gibi değildi. Olaylar çok çabuk gelişti ve nasıl olduğunu anlayamadan sonlandı. Diğer yandan alt tema olarak harikaydı. Hayallerinden vazgeçmeyen bir kadın, sadece doğurmak ile anne okunmayacağını gösteren bir kadın vardı. Nahif ve içimize bir iz bırakacak duru bir hikayeydi. Demet ve Ömer Demet annesi öldükten sonra okulu bırakıp babasına bakmak zorunda kalır. Babası ise eşinin vefatından sonra kendini alkole verip kızına eziyet eder (nedense o baba sonradan bir değişti. Sanki onu zorla çalıştırıp parasını alkole yatıran o değil, arkadaşlarını eve çağırıp kızını tedirgin eden o değil, abisinin oğlu ile evlendirmek isteyen o değil gibi) Demet iş yerinde rahatsizlaninca işten çıkarılır. O akşam babası ile amcasının oğlu ile evelenmesi üstüne yaptığı tartışma ile komşusuna kaçar. Allah'ın hikmeti nasibi ayağına gelir. Komşunun abisinin oğlu evlenmek ister sizi tanıştırayım der. Demet ise kabul eder ve ertesi akşam için karar verirler. Ömer eşi tarafından aldatılan bir askerdir. Beş yaşındaki oğluna eziyet eden ve acımadan sokaklarda bekletilirken o vatanı koruma görevindedir. Bir görev dönüşü ise acı gerçek ile yüzleşir. Annesi bu acıdan felç geçirir (ona da bir ayar oldum başta nasıldı sonra kızı istemede nasıl, kitap biterken nasıldı neyse insanlar değişir diyorum) Oğlu ile yepyeni bir hayat kurmak ister. O gece evde olan amca oğlundan kaçan Demet nasıl olduğunu
Bir Demet SevgiMelek Kaş · Efsus Yayınları · 2024130 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 55. kitabı
Bu kitap, yüzeyde bakıldığında yapay zekâ sonrası bir dünyada geçen bir bilimkurgu romanı gibi görünse de, aslında çok daha derin bir yerde duruyor. Çünkü anlatılan şey yalnızca makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil; insanlığın kendi yarattığı sistemler karşısında nasıl savrulduğu, kurtuluşu ararken nasıl tekrar tekrar aynı hatalara düştüğü ve en önemlisi de insan olmanın özünü kaybetme tehlikesi. Romanın olay örgüsüne derinlemesine bakıldığında dünya büyük bir kırılmanın ardından karşımıza çıkıyor. Yapay zekânın kontrolden çıkmasıyla devletler, şehirler ve medeniyet düzeni çökmüş; insanlar küçük kolonilere, sığınaklara ve yeni yaşam alanlarına çekilmek zorunda kalmış. Ancak yazar burada kıyamet sonrası bir dünyanın harabelerini anlatmaktan çok, bu harabelerin içinde yeniden anlam arayan insanları anlatıyor. Andre ve Kate’in çöllerde başlayan yolculuğu, terk edilmiş şehirler, yağmalanmış müzeler ve unutulmuş madenler arasında ilerlerken aslında insanlığın geçmişinin izlerini sürüyor. Bu yolculuk sadece fiziksel değil; aynı zamanda insan türünün kökenine ve geleceğine yapılan bir yolculuk. Müzedeki Neandertal kafataslarının keşfiyle birlikte romanın yönü değişiyor. O andan itibaren hikâye yalnızca hayatta kalma mücadelesi olmaktan çıkıyor ve büyük bir gizemin peşine düşüyor. Kafataslarının içindeki kuantum çipleri, geçmişten gelen bir mesajın anahtarı hâline geliyor. İşte burada yazarın en dikkat çekici başarısı ortaya çıkıyor: Bilimkurgu unsurlarını sadece heyecan yaratmak için kullanmıyor; onları insanlığın kaderini sorgulamak için bir araç hâline getiriyor. Romanın merkezindeki GANE kavramı da tam burada önem kazanıyor. Başlangıçta bir sistem, bir öğreti ya da bir topluluk gibi görünen GANE, aslında insanın kendisini yeniden tanımlama çabasıdır. Karakterler
GaneCeyhun Bıdıl · Yazıgen Yayınları · 04 okunma
Reklam
Reklam