Bazı kitaplar okunduktan sonra rafa kaldırılır, bazıları ise insanın zihninde yaşamaya devam eder. Atları da Vururlar benim için ikinci gruba giren eserlerden biri oldu. Horace McCoy, Büyük Buhran döneminin karanlığını anlatırken sadece ekonomik bir çöküşü değil, insanların umutlarının, hayallerinin ve yaşam enerjilerinin nasıl yavaş yavaş yok olduğunu da gözler önüne seriyor.
Romanın merkezinde, günlerce hatta haftalarca süren dans maratonları yer alıyor. İlk bakışta eğlenceli bir yarışma gibi görünen bu organizasyonlar, aslında insanların birkaç kuruş ve biraz umut uğruna kendilerini tükettiği bir arenaya dönüşüyor. Yarışmacılar sadece ödül kazanmak için değil, hayatta kalabilmek için mücadele ediyor. Bu yönüyle kitap, insanın çaresizlik karşısında neleri göze alabileceğini çok sert ve gerçekçi bir şekilde anlatıyor.
McCoy’un anlatımı oldukça sade. Süslü cümleler ya da gereksiz detaylar yok. Ancak bu sadelik, kitabın etkisini azaltmak yerine daha da artırıyor. Çünkü anlatılanlar zaten yeterince ağır. Karakterlerin yaşadığı tükenmişlik, yalnızlık ve umutsuzluk okuyucuya doğrudan geçiyor. Özellikle Gloria karakteri, hayata karşı duyduğu kırgınlık ve umutsuzlukla romanın en unutulmaz figürlerinden biri hâline geliyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların hayallerinin nasıl sömürüldüğü oldu. Herkes daha iyi bir hayatın peşinde koşuyor ama sistem onları yavaş yavaş öğütüyor. Bu yüzden roman yalnızca kendi dönemini anlatan bir eser değil; günümüzde de farklı şekillerde karşımıza çıkan bir gerçeğin hikâyesi gibi hissettiriyor.
Atları da Vururlar, insan doğasının karanlık taraflarını gösteren, rahatsız eden ama düşündüren bir roman. Okurken keyif vermekten çok insanı sorgulamaya itiyor. Bazen bir insanın en büyük acısının açlık ya da yoksulluk değil,