Meta ve onu arzulayan tüketici karşılıklı bir diyalektik ilişki kurar. Meta, tüketicinin henüz ihtimal boyutundaki arzusuna hitap eder; bunda başarılı olursa da arzu oluşur.
İşin kendinden bir değeri yok, diye düşünür iktisadi birey, ama bir yere ulaşmak istiyorsanız çalışmak zorundasınız. Bir hedef koyar, o hedef için mücadele eder, işaretler ve ilerler. Mevcut olana asla bağlanıp kalmaz, yalnızca geleceğe bakar.
Eğer seni istiyorsa, sahip olmak için her şeyi yapar.
Yalan söyler, çalar, dövüşür ve sahip olduğu her şeyi satar. Yalnızdır ama bu iştahlı bir yalnızlıktır. Arzularını gerçekleştirmek için hiçbir şeyden kaçınmaz. Bir memeden herkes aynı anda ememez. Dünyanın kaynakları sınırlıdır. Başaranlara hayranlık duyar. Söz konusu olan zevktir. Hayat.
Elde etmek için çok çabaladığınız bir şeye kollarınızı sarmak bu ‘ benim’ diyebilmek…
Evrenin yalnızca çok küçük bir kısmını algılayabildiğimiz artık tartışmasız bir gerçektir. İnsanlığın gözlemleyebildiği, varlığından haberdar olabildiği en uzak yıldızlar bile aslında buz dağının suyun üstündeki küçücük bir kısmından ibarettir. Nitekim yalnızca Miraç’la ilgili hadisler bile evrenin fizikötesi katmanlarına dair sundukları işaretler açısından son derece zengin bir içerik taşır.
Elmalılı merhum, tefsirinin girişinde evrendeki düzenden bahserderken her varlığın diğeriyle ilişki içinde olduğunu, iç içe geçmiş sistemler hâlinde yaşadığımızı anlatır ve bu düzende adeta “her şeyin bir şey, bir şeyin de her şey için var” olduğunu söyler. Günümüzde bazı bilimsel yaklaşımlar da evreni daha doğru anlayabilmemiz için “bağlantısallık” kavramına dikkat çekmektedir. Bizler farkında olalım ya da olmayalım, bu iç içe geçmiş âlemlerle sürekli bir ilişki içerisindediriz. Efendimiz Aleyhisselam’ın hayatına dikkatle baktığımızda ise onun bütün varlık âlemiyle ilişkimiz konusunda bize nasıl rehberlik ettiğini görebiliriz. Yağmur yağmaya başladığında dışarı çıkıp ridasını sıyırmış ve omuzları ıslanırken Rabbimizin elinden yeni çıkan yağmuru selamlamış; sürekli Cebraîl ile görüşen biri olarak her anlamda temizliğe önem vermiş, kötü kokulardan uzak durmuştur. “Uhud Dağı bizi sever, biz de onu severiz” buyurarak cansız sandığımız doğanın da duygularına işaret etmiş; mezarlardaki yeşilliklerin ölüye dua ettiğinden bahsetmiş, cinlere Kur’an okumuş, ağaçlarla konuşmuş, sırtını dayadığı kütük ondan ayrılınca inlemiş, eşyalarına isim vermiş, hayvanlarının rehberliğine güvenmiştir. Kısacası o, yalnızca insanlarla değil, görünen ve görünmeyen bütün varlıklarla iletişim kurmuş, onlara saygı göstermiş ve haklarına riayet etmiştir.
Canlı ya da cansız, fizik ya da metafizik bütün âlemleri
Emekçi sırf hayatta kalabilmek için kendinden kurban verirken kapitalist, zaten yeterince büyük olan servetine birkaç kuruş daha katmak uğruna boş zamanını kurban eder. Her türlü tüketimde olduğu gibi üretimde de kurban vermek, ne kadar yararsızsa o kadar büyük bir cazibe yaratır; kapitalizmin kendine has çekiciliği de işte buradadır.