Galaksinin Batı Sarmal Kolu'nun bir ucunda haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır.
Bu güneşin yörüngesinde, kabaca 148 milyon kilometre uzağında, tamamiyle önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler.
Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kağıt parçacıklarının hareketiyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olan yeşil renkli küçük kağıt parçaları değildi.
Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse mutsuzdu, dijital kol saatleri olanlar bile.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna'dan sonra okuduğum üçüncü Sabahattin Ali kitabıydı ve okuduğum ilk ikisine kıyasla zayıf geldi. Sanki bu kitabı mesleği öğrenmek için yazmış gibi. Yanlış anlamayın kitap kötü değil fakat diğer kitaplarının yanında sıradan geldi bana.
Güzel olan şeyler de var tabi. Mesela 1940 Türkiye'si ile ilgili çok şey öğreniyorsunuz. O dönemki insanların toprak ağalarından çektikleri, doğum konusunun ne kadar sıkıntılı olduğu, eğitim alamayan çocukları vs. Ayrıca efsane olan Sabahattin Ali edebi dili bu kitapta da var.Kitap olarak bakarsanız iyi, Sabahattin Ali kitabı olarak bakarsanız sıradan. Okunur mu? Evet.
Sabahattin AliSırça Köşk
Şununla başlamak istiyorum: Kitabı okuyanların yüzde doksanının bu kitabın çoğunu anlamadığına eminim. Neden mi? Çünkü Türkiye'de ne kadar entelektüel bilgi birikimin olursa olsun genelde o bilgiler burada çok detay verilerek işlenen Hristiyanlık ve yunan mitolojisini içermiyor, içeriyorsa bile bu kitapta yazılanları anlayacak kadar değil. Bu kitabı okumayı düşünen sen de büyük ihtimal bu büyük yüzdeye dahil olacaksın peki bu bir sorun mu? Ben de bu anlamayanlar kümesindeyim ama kitabın çoğunu anlayamasam bile bana birçok bilgi, araştırılacak ve sorgulacak konular bıraktı. Bundan başka ne istenir ki zaten bir kitaptan, o yüzden okuyun derim ama kolay bir kitap olmadığını da söyleyeyim. Genel hislerim bu şekilde.
Daha önce pek çok kişinin yazdığı gibi kitabın konusu deliliğe övgüden ziyade ahmaklığa övgü. Başlıkta niye böyle çevrilmiş bilemiyorum. Kitabın 1 hafta gibi bir sürede yazıldığı da belirtilmiş, ben kitabı okurken bazı tutarsızlıklar buldum ve onu buna yordum. Ama yazar doğrunun ne olduğundan emin değildi ve farklı açıları bize göstermek istedi derseniz haklı olmanız olasıdır. Cevap hangisi siz okuyunca karar verirsiniz.
Kafamda kitabı iki bölüme ayırdım okurken ilk bölüm yani 1 ve 80.sayfa arası felsefi bir şekilde ahmaklığı yüceltmek, ikinci bölümse -ki bence bu kitabın yazılma amacı- 80.sayfadan itibaren başlayan bilumum papa, kardinal ve rahibe sağlam bir tokat çakmak için yazılmış. Bu bölümleri sürprizbozan olmadan kısaca anlatırsam:
İlk bölümde aslında ahmaklığın ne kadar büyük bir lütuf olduğundan bahsediyor yazar. Ahmakça davranışlar yapmasak nasıl dost edinebiliriz? İki bilgenin arkadaş olması mümkün müdür? veya
kendini beğenmek budalalıktır fakat bir sanatçı budala değilse yani kendini beğenmiyorsa nasıl ortaya iyi eser koyabilir? Aptallık