Ey gidi metaforik distopya seven dostlar!
Toplaşın düğün yapıyoruz!
Yalnız öyle böyle bir düğün değil bu...
3. sınıf cin filmlerinden "Azap" var, bilenleriniz var mı bilmiyorum. Filmde malum köye giden genç kız çıkamıyor oradan. Cinler musallat oluyor da gece yarısı bir düğün yapıyorlar kıza, böyle köy dibeğinde çiğ et, sakatat dövülen bir düğün... Canlandı mı sahne?
Ha işte o rahatsızlıkta bir kitap "Körlük". Medeniyetin ortasında, şehrin göbeğinde, sarı ışığın yeşile dönmesi ile arkadaki dallamanın kornaya asılması kadarlık sürede kör olan bir adamın hikayesiyle başlıyor kitap.
Sonrasında da patır patır artan körler ve bu körlerle temaslılar eski bir akıl hastanesinde tecrit ediliyorlar falan.
Tanıdık geldi mi hikaye?
Neyse canlar; işte kitabımız da üst metinde (ay çok seviyorum bu lafı) bu bir grup körün ve kör adayının başına gelenleri anlatıyor. Alt metin (ay bunu daha çok seviyorum) ise bambaşka!
Şöyle ki;
1. Burada körlükten kastedilen şey ahlaki ve vicdani çöküş.
2. Kitapta hiçbir karakterin adı yok. Bu da bir evrensellik katıyor hikayeye. "Herkes potansiyel bir kördür" algısı var.
3. Tecrit yeri zamanla bir hayvan çiftliğine dönüşüyor. Burada da medeniyetin maskesiz halini görüyoruz.
4. Tüm körlerin arasında bir kişi var ki asla salgına yakalanmıyor. Kitap boyunca vicdan ışığı gibi ortalığı aydınlattığı için en çok acıyı o çekiyor.
Yani dostlar kısacası sembolizm ve metaforik anlatımın bir tahtı olsaydı, kesinlikle Jose abim otururdu bu kitapla (sol yanına da Dönüşüm ile Kafka...)
Ahlak ve vicdanı kaybedince Maslow hiyerarşisinin en tepesinden en dibe yuvarlanma süreci, asırlar süren modernleşme ve medenileşmenin tek bir duyu organının kaybıyla nasıl da günler ve hatta saatler içinde geriye gidebildiği, insanlık ne kadar gelişirse gelişsin içimizdeki