"Ölüme alıştır kendini!" diyen kişi, senin özgürlüğe hazır olmanı istiyor. Ölmeyi öğrenen kişi, kölelik nedir bilmez. Her türlü zorbalığın üstündedir, dışında kalmıştır kesinlikle. Onun gözünde hapishanenin, bekçilerin, kilitlerin ne önemi var? Onun hep açık olan bir kapısı vardır. Bizi sımsıkı bağlayan tek zincir, yaşam sevgisidir; bu sevgiyi toptan söküp atmamalı içimizden. Ama öylesine azaltmalı ki, durum gerektirdiği zaman bizi hiçbir şey tutmasın, günün birinde yapmamız gereken şeyi yapmamıza engel olmasın.
Şimdiye dek eylem ya da söz olarak ortaya koyduğumuz şeylerin hiçbir değeri yok. Bütün bunlar ruhun aldatıcı, birçok cici bicilere bürünmüş güvenceleri. Manevi gelişmemdeki ilerlemeyi ölüm gösterecek bana, ona inanacağım. Bu yüzden o gün için korkusuzca hazırlıyorum kendimi. O gün, aldatmacadan, ciladan arınarak kendim için bir karara varacağım.
Dert üstüne dert yığmanın, başımıza gelince hemen çekmek zorunda kalacağımız acıları önceden çekmenin ve yarının kaygısıyla bugününü zehir etmenin ne gereği var ki? Gün olacak, belki mutsuz olacaksın diye şimdiden mutsuz olman akılsızca bir iş kuşkusuz.
Peki, ya bilgeliğin temeli nedir diye sorarsan: "Boş şeylerden hoşlanmamaktır," derim. Buna temel dedim ama temel değil, tavandır aslında, doruktur. Neden memnun olması gerektiğini bilen, mutluluğunu başkasının ellerine bırakmayan insan, bilgeliğin doruğuna erişmiştir!