Hiç kimse," der Epikuros, "doğduğundan başka türlü göçmez bu dünyadan." Doğru değil bu. Biz doğduğumuzdan daha kötü göçüyoruz. Bu suç doğanın değil, bizim suçumuz. Doğa bizden yakınsa hakkı var, dese ki: "Ne demek oluyor bu? Ben sizleri aşırı istekli yaratmadım; korkusuz, batıl inançsız, hainlikten uzak, her türlü beladan ayrık yaratmıştım; nasıl başladınızsa öyle bitirin yaşamınızı!" Bir insan, doğduğu günkü gibi bir ruh sükûneti içinde ölürse, bilgeliğe erişmiştir: Şimdi tehlike yaklaştı ya, tir tir titriyoruz; yüreğimizde cesaret, yüzümüzde renk kalmadı, gözlerimizden yaşlar dökülüyor boş yere.
Parlaklık ile ışığı birbirinden ayıran nitelik şu: Birinin değişmeyen, hep kendinin olan bir kökeni vardır; öteki, başkasının ışığıyla parlaktır. Aynı nitelik ayrımı, bu yaşam ile öteki yaşam arasında bulunur. Bu yaşam, dışarıdan gelen bir parlaklıkla donanmıştır; ışığın önünde kim durursa, koyu gölgesi vuracaktır ona. Öteki yaşam, kendi ışığıyla pırıl pırıldır.
Bütün rûhumda müz'iç bir cemâdiyyet olur nâim,
Kesâfetten ibâret bir tecellî arz eder eşyâ,
Hakîkat zâhir olmaz dîde-i idrâke bir zerre...
Bu vehm-alûd bir zulmet ki benzer zulmet-i kabre;
İnanmak... İşte bir şeh-râh-ı nûrânî o zulmette.
Yaşamak... Başka ihtiyacım yok;
Yaşamak, hem çocukça aldanarak,
Öyle yıllarca, dâimâ, birçok,
Zâr u melûl ü muhtazır yaşamak...
Büyüyor cism-i nev-hayâtıyla
Sarışın, tatlı bir çocukcağızın;
Yaşamak aşkı bende her emele
Olacak melce'-i yegâne yarın.