Zozan

Zozan
@eerleichda
terasta bir kadın acıklı ve tırmalayıcı bir sesle Ibni Zaydun'un eski bir şarkısını söylüyordu. "Gözlerin görülmeyeni gördüğünde ve ellerin dokunulmayana dokunduğunda, gözlerin kendi gözlerin ve bedenin kendi bedenin değildir artık; sahiplenilen zavallı sahiplik."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi bakıyorsun. Sanki sadece gece uçan kuşlar veya uzaktan gelip geçen sineklerle ilgileniyor gibisin
Hüzün, keder ya da çaresizlik değildir. Hüzün, hayatı algılayışın en narin, en kırılgan ve en doğurgan halidir. Dürüst olma, cesur olma, dışlanma hareketidir.
Dünya, gerçeklik aslında var değildir, ya da vardır ama kendi başına ne olduğunun önemi yoktur çünkü gerçeklik insanlar ne şekilde inşa ederse o şekilde oluşan bir şeydir. Hiçbir şey insanlar tarafından gerçekleştirilene kadar, insan dilinde ifade edilene, adlandırılıp anlamlandırılana ve sembolik dünyamıza sokulana kadar gerçekten var sayılmaz. Kendi tecrübemizin dışındaki gerçeklik kelimenin tam anlamıyla ufala ufala önemsizliğe hapsolur. Postmodernistler modernizmi eleştiriyor olabilir, ama daha çıkış noktalarında modernizmin temel terimlerini kabul ediyorlar.Kitlesel yok oluş krizi hakkındaki şok edici istatistiklerin karşısında istifimizi hiç bozmamamız da çok şaşırtıcı değil. Bu bilgileri hayret verici bir soğukkanlılıkla karşılıyoruz. Ağlamıyoruz. Öfkeye kapılmıyoruz. Neden? Çünkü insanlar olarak kendimizi canlılar topluluğunun geri kalanından kesin olarak ayrı görüyoruz. Yok olan türler dışarıda bir yerlerdeler, çevre'mizdeler. Burada değiller, bizim parçamız değiller. Bu şekilde davranmamız beklenmedik bir şey değil. Sonuçta kapitalizmin temel prensibi bellidir: Dünya aslında canlı değildir, akrabamız hiç değildir, içinden bir şeyler alındıktan sonra kenara atılacak bir şeydir, hatta bu tanıma dünyada yaşayan insanların çoğu da dahildir. Kapitalizm, en temel ilkelerinden itiba- ren doğrudan yaşama savaş açarak yola koyulur. Descartes bilimin amacının "bizleri doğanın efendisi ve sahibi kılmak" olduğunu savunuyordu. Bu ahlak, dört yüz yıl sonra da kültürümüze derinden işlemiş bir biçimde varlığını sürdürüyor. Canlı bir sistem olan dünyayı başka bir şey olarak görmekle kalmıyor, onu düşman belliyor, savaşılması ve bilimin, aklın gücüyle boyun eğdirilmesi gereken bir şey olarak görüyoruz. Google yöneticileri 2015 yılında yeni bir yaşam bilimleri şirketi kurunca
Disiplin ve kendine hâkimiyet ahlakı, kapitalizm kültürünün temel bileşenlerinden biri oldu. Britanya'nın pek çok yerinde kilise ta- rafından "aylak" yoksulları ıslah etmek amacıyla kurulan "islahhaneler" kısmen fabrika gibi, kısmen de kültürel yeniden eğitim kamplanı gibi işleyerek üretkenlik, zaman ve otoriteye itaat fikirlerini aşilamanın yanı sıra insanlardaki son direniş kırıntılarını da silip yok ediyordu. 1800'lerde fabrikalar her bir işçiden azami verimi alabilmek amacıyla zaman çizelgelerini ve üretim bandını kullanmaya başladı. 1900'lerin başlarında Taylorizmle tanıştık, işçinin bedeninin en küçük kıpırdanışı bile mümkün olan en verimli harekete indirgendi. Çalışma tedricen anlamdan, keyiften, yetenekten, ustalıktan ayrıştırıldı.