"Benim görüşümce, modern insanın zekâsı o kadar da üstün değildir. IQ'lar arasında pek fark yoktur. Eski Kızılderililer ya da ortaçağda yaşayanlar bizim kadar zekiydiler, ama düşüncelerini etkileyen koşullar tümüyle farklıydı. O düşünce ortamında hayaletler ve ruhlar, modern insanın düşüncesindeki atomlar, partiküller, fotonlar ve quantlar kadar gerçekti. Ben hayaletlere işte bu anlayışla inanıyorum. Modern insanın da hayaletleri ve ruhları var, biliyorsunuz.
Aceleye getirmek istemiyorum. Zaten bu acelecilik kahrolası bir yirminci yüzyıl tavrıdır. Bir konuda acele etmek istiyorsanız ona pek özen göstermiyor, başka şeye geçmek istiyorsunuz demektir. Bu işi ağırdan almak, kırık pimi bulmadan hemen öncesinde benimsediğim tutumla, dikkatli ve özenli davranmak istiyorum; pimi de o tutum sayesinde bulmuştum zaten.
Her sevgili, her şeyden önce bir yokluğu sever. Yokluk, hiyerarşik sırada varlıktan önce gelir. Varlık yokluğun özel bir durumudur sadece. Varlık belli bir süre devam eden bir sanrıdır. Ama acımızı asla hafifletmez.
...Ister dünya bir sanrı olsun ister zihin bir sanrı olsun, ister her şey geri dönsün ister sadece bir kez yaşansın, acı aynı kalır. Doğası ne olursa olsun, acı çeken, sanrının bir parçasıdır. O halde ayrım nerede? Şurada: Acı çekenin içinde, acı çekene bakan biri olup olmamasında.
Hiçbir şey zihni dışarıdaki bir varoluş kadar, ona direnen ve boyun eğmeyen bir dış dünya kadar büyüleyemez. Kendi mutlak kudreti, her şeyi her şeye bağlamak ve her şeyle özdeşleştirmek konusundaki yeteneği ile şımarmış olan zihin, en azından dünya kadar bir engele ihtiyaç duyar ve onu arzular. Bu engelin peşine düşmek, onun içine girmek: bu heyecanlı ve yüceltici bir meydan okuma olabilirdi. Bu bir ceylan avıydi ve asla bitmemiştir.