Bu ülkeden neden olmadı? sorusunun cevabı ne diye soracak olursanız, bu kitap size yardımcı olabilir.
Kendi evlatlarını yiyen bir canavar gibi kıymışız evlatlarımıza. 70'li yıllarda devrimci Muhsin'in hayatı üzerinden o dönemin iç çatışmalarını aktaran kitap, bize "Neden olamadık?" sorusunun cevabını farklı açılardan veriyor.
Okuyan, düşünen, sorgulayan kim varsa; gençler, akademisyenler, aydınlar, kanaat önderleri ve daha nicelerine kıymış, korkutmuş, sindirmiş, kaçırmış bu ülke. Öyle ki bu ülkeyi yüceltecek, kalkındıracak, büyütecek, yönetecek tüm zihinleri yok etmiş. Sonuçta kime, kimlere kalmış bu memleket? Neden Almanya'nın, G. Kore'nin yaşadığı dönüşümü gerçekleştirememişiz? O günlerde yapılanların sonuçlarını hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz hala.
Kendi evlatlarını yemeyip, sahip çıksaydı bu ülke, ne olurdu acaba? diye düşünmemek elde değil.
Yazık olmuş güzelim memleketimize, yazık etmişiz kendi elimizle kendimize...
Kitap çok sarsıcı. Okurken duygularınıza hakim olmakta güçlük çekersiniz.
Böyle bir yaşam mı olur, nasıl yaşamak bu! diye düşünmemek elde değil.
Fugui ve ailesinin yaşadıklarını okuyunca, kendi yaşamınızdan mahcubiyet duymadan duramazsınız.
Kitap, Çin de kültür devrimi döneminde yaşanan yoksulluk, savaş, idtibdat yıllarının toplumdaki ağır ve onulmaz yaralarını gözümüzün önüne seriyor ve hayatımızı sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor bize.
Fugui nin yaşamı, en yüksekten en dibe düşüşün çok acı bir örneği.
Yoksulluk ve beraberinde çaresizlik ve nihayetinde ölüm karşısındaki güçsüzlük, tüm bunları kabullenmek zorunda olmak ve herşeye rağmen yaşama refleksi...
Kitap tokat gibi çarpıyor tüm bu gerçeklikleri yüzümüze.
Hindistan hakkında bilmediğimiz birçok şeyi anlatan bir kitaptan daha fazlası...
Yüzyıllar boyu İngiliz sömürgesinin ve yanısıra halkının cahilliği ve bağnazlığının yol açtığı 20. yüzyılın ortalarında bağımsızlık mücadelesi veren dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olan Hindistan da yaşanan karmaşayı farklı tarafların gözünden aktaran bir kitap.
Kitap cahillik ve din bağnazlığının yüzyıllardır birlikte yaşamış olsalar bile, farklı toplumları nasılda bir histeri halinde vahşice cinayetler ve katliamlar işleyebilecek bir hale getirebildiğini okuyucusunu sarsarak aktatıyor.
Sistematik bir şekilde sömürülmeye alıştırılmış bir halka özgürlük çok yabancı ve alışılmadık gelebilir. Öyleki özgürlükten sonra bile sömürgecilerine yönetimde bir süre daha kalmaları için yalvarıyorlar. Hindistan ı asıl felakete sürükleyen de toplumsal zihnin özgür olmayışı zannımca...
Kitap ayrıca, Hindular, Müslümanlar ve Sikh ler arasında yaşanan ve Hindistan ı bölünmeye götüren olayların arasında bir barış güvercini olarak didinen, hayatını ortaya koyan, bedelini canıyla ödeyen Mahatma Ghandi nin mücadelesini de bu vesileye yakından tanıma şansı sunuyor bize.
Çok etkileyici ve sürükleyici bir dille yazılmış kitabı elinizden bırakmak istemeyebilirsiniz....
Yamuk bir kitap,
Yamukların kitabı,
Yamulmuşların kitabı.
Okurken yamulabilirsiniz. Fantastik bir kıyamet kitabı. Kitabın dili çok farklı ve yamuk.
Farklı tarzları okumayı seviyorsanız, keyifle okuyabileceğiniz bir kitap.
Kitap yaşadığımız dönemi ve olayları ilginç bir bakış açısıyla aktarıyor bize. İsimler, benzetmeler çok tanıdık. Olaylara farklı açılardan nasıl bakılabilire güzel bir örnek sunmuş.
Bir iddia üzerine 100 den fazla çocuğun olduğu bir yetimhanenin müdürlüğü görevini geçici olarak üstlenen idealist bir kadının bu sorumlulukla yetimlerin hayatına dokunuşunu ve bu süreçte kendisinin de dönüşümün, değişimini anlatan bir kitap.
Kitap tek taraflı yazılmış mektuplardan oluşuyor.
Insana dokunan ve ilham veren bir kitap. Sürükleyici bir dili var. Çeviriyi yapan arkadaşın da bunda etkisi var.
Okurken hayata ve insana değer katma,, karşılıksız iyilik gibi kavramları kendiniz için sorguluyorsunuz.