Bunun kötü bir fikir olduğunu bilmeme rağmen Rüzgarın Adı İnceleme Denemesi #2'yi yazmaya an itibari ile başladım. Hayat benim için gerçekten çok zor. Her ayrıntıya değinmek isteyen bir insan olarak kullanabileceğim yeterli sayıda satır başı bağlacı yok. Ayrıca kitap 730 SAYFA! Bir şey atlamadığımdan emin olmak... Wayward Son yakında rüyalarıma girecek seviyede olduğundan, bu yorum kötü de olsa iyi de olsa 'Rüzgarın Adı - Kitap Yorumu' başlığı altına girecek. O yüzden, let's do it!
Rüzgarın Adı benim epik-fantastik türünde okuduğum ilk kitaptı. Bu ortamın güzelliği sağ olsun daha önce ilgimi çekmeyen harika türleri, kitapları ve yazarlara ilgi duymamı, keşfetmemi sağlıyor. Epik-fantastik'e beni en çok çeken insan ise Sare oldu, bu yüzden ona buradan öpücükler gönderiyorum.
HER NEYSE.
Bu kitabı seven birkaç sevdiğim insan vardı. Ayrıca bazı arkadaşlarım (beyza!!!) üzerimde psikolojik baskı uyguladıkları ve ben de rs'de okuduğum için, birkaç ay gözümü korkutmasına rağmen okumaya başladım. (bir cesaret öyküsü) Çünkü kalın da olsa herkes tarafından bu kadar sevilmişse iyi bir kitaptır ve beni bu berbat durumdan kurtabailir diye düşündüm. Öyle de oldu.
Bundan sonra yazacağım şeyleri kafam rahat yazmak için neden tam puan vermediğime bir açıklık getirmek istiyorum, çünkü bu ayrıntı hariç geriye kalan her şey sevdiğim şeyler olacak. Kitaba tam puan vermeme nedenim beklentimin yani gerçekten çok çok fazla olmasından kaynaklı birazcık aşağıda kalması, ve çok sevsem de bir şey eksik gibi hissettirmesiydi. Yani gerçekten güzeldi ve aşırı keyif aldım okurken ama bana yazılan şeyleri düşününce bir duraksıyorum, ben aynı tutkuda olmadığım için. Evet, bunu belirttiğime göre artık resmiyeti bırakıp eğlenmeye geçebiliriz.
Of, daha o kısma varmış. Öncelikle, ben bir film
Herkese selam. Aslında amacım yarım kalan Rüzgarın Adı incelemesini bitirip (hatta baştan yazıp, berbat oldu muhtemelen) sonra bunu yazmaktı ama duygularım tazeyken (artık kesinlikle incelemeleri kitabı bitirir bitirmez yazacağım) buna başlamak istedim.
Yabancı yayınları bu kitabı çevirdiğinden beri kitap gerçekten çok hoşuma gidiyordu ve okumak istiyordum. Gerek kapağı çok hoştu, gerekse kitabın arkası çok hoşuma gitmişti. Böyle duygusal, yalnızlık temalı kitaplar gerçekten çok hoşuma gider. Ama kitabı alamadığım ve yakın bir zamanda da alamayacağım ve hem kısa hem de ben ingilizce kitap okumaya geri dönmek istediğim için çok cazip bir fırsat gibi geldi ve ben de ingilizce olarak okudum.
Kitabı ilk gördüğümde çok beklentiliydim. Sonra sevdiğim bir hesabın düşük puan verdiğini görünce biraz üzüldüm. Ama sonra başka bir sevdiğim hesap ikinci kez okuduğunu ve çok sevdiğini söyleyince, okumaya dünden meraklı olarak yine bir hevesle başladım.
Kitapta Marin adlı, melankolik bir kızımız var. Kitabın arkasında da yazdığı gibi, Mabel'ı, kıyafetlerini, eşyalarını, kısacası yaşadığı yeri kötü bir olaydan sonra, yanına sadece telefonunu, cüzdanını ve annesinin fotoğrafını alarak terk etmiş.
Mabel onu yüzlerce kez aramasına ve mesaj atmasına rağmen de hiçbir şeye cevap vermemiş. Ve bu böyle epey devam etmiş, Mabel mesajlara ve aramalara son vermiş.
Kitapta Mabel'ın birkaç ay sonra Marin'i görmeye gelecek olması ile başlıyor. Marin gergin çünkü en yakın arkadaşına hiçbir şey demeden gitti ve aramalarına de cevap vermedi. Bu yüzden Mabel tatil boyunca, kimsenin olmadığı yurt binasında üç gün onunla kalacağı için gergin. Ama Mabel gelince işler değişiyor. Çünkü Mabel, Marin'in neden bir şey demeden ortadan kaybolduğunu bilmek istiyor. Ve Marin Mabel sayesinde birkaç ay önceki
We Are OkayNina LaCour · Dutton Books · 2017225 okunma
It’s a dark place, not knowing. It’s difficult to surrender to. But I guess it’s where we live most of the time. I guess it’s where we all live, so maybe it doesn’t have to be so lonely. Maybe I can settle into it, cozy up to it, make a home inside uncertainty.
Those days and nights at the motel, I thought I was afraid of his ghost, but I wasn’t.
I was afraid of my loneliness.
And how I’d been tricked.
And the way I’d convinced myself of so much: that I wasn’t sad, that I wasn’t alone.
I was afraid of the lies I’d told myself.
I am afraid he never loved me.