Yabancı yayınlarından çıkan, 2018 Mıchael L. Prıntz ödülü kazanını olan , cildi, kağıt kapağı renkleri ve dokusu muhteşem olan kitap. sanırım genç yazarının da ilk kitabı , en azından Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı.. Kitabı okuyup bitirdikten sonra , kitabın içinde bol bol isimleri geçtiği için bir an önce ‘Jane Eyre’ ve ‘Yüzyıllık yanlızlık’ kitaplarını okumam gerektiğini düşündüm. Ayrıca Marin ve Mabel arasında, Frida Kahlo nun bir resmine dair geçen dialoğu da çok sevdim.
Şimdi gelelim kitabın konusuna; büyükbabası ile yaşayan , anne babasını kaybeden ve hiç hatırlayamayan Marin’in , büyükbabasını da kaybettikten sonra devam edebilme çabası konu ediliyor, bu arada en yakın arkadaşı olan , duygusal olarak da bir şeyler hissettiği Mabel ile ilişkileri de anlatılıyor bir yandan. Geçmişe yönelik anılara parça parça dönülerek yapılan bir anlatım mevcut. ilk sayfalarında , kitabı fazlası ile yalın, yavan ve basit bulduğumu itiraf etmeliyim. Genç yetişkin romanlarının artık bana uygun olmadığını da düşündüm ve kitabın ödül almasına şaşırdım. Ama son sayfalara doğru anlatılan kurguya ısındığımı, kendime dair bazı anılarıma dönmeme sebep olduğunu farkettim. Çocukluğumda soğuk kış günlerinde, sabahın ilk ışıklarında evden çıkıp okula gitmek için servise yürürken dizime kadar gelen kara ilk ayak basan olmaktan duyduğum o çocuksu haz... üniversitede yurt ortamım, çok sevdiğim oda ve daire arkadaşlarımla gülmeden duramadığımız tatlı sohbetlerimiz.. çok sevdiğim insanları her kaybedişimde kalbimde hissettiğim yas, terkedilmişlik duygusundan kaynaklanan öfke .. evet kitap belki bir baş yapıt değil, olmasını da beklememek gerek. Genç bir yazarın ilk kitabı olarak değerlendirdiğimde, duygularının bana geçmesini sağladı ve bu benim için yeterli oldu. İyi okumalar