Ayfer Tunç’un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi kitabını büyük bir merakla okudum. Sonlara doğru tempo beni biraz yormaya başlamış olsa da, okudukça asıl etkilendiğim şey konusundan çok kurgusunun gücü ve yazarın anlatımındaki ustalık oldu. Kitapta çok fazla karakter olmasına rağmen, kişilerin birbiriyle olan ilişkilerinin bu kadar pürüzsüz kurulması ve geçişlerin neredeyse hiç sırıtmaması gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.
Hikâye içinde dolaşırken kim kimdir, kimin geçmişi nereye bağlanıyor diye düşünmeden edemiyorsunuz ama bu karmaşa rahatsız edici değil; tam tersine metnin parçası gibi akıyor. Ayfer Tunç, okuru yormadan zor bir yapıyı taşıyabilen bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey olay örgüsünden çok, bu geniş karakter dünyasını böylesine sağlam bir kurgu içinde bir arada tutabilmiş olmasıydı. Bu yüzden benim için roman, konusu kadar – hatta belki daha çok – yazarlık becerisiyle öne çıktı.
Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabı, açıkçası beni çoğu okurun anlattığı kadar derinden sarsan ya da uzun süre etkisi altında bırakan bir eser olmadı. Bunun büyük ölçüde yaşantılarla ilişkili olduğunu düşünüyorum; çünkü kitapta kendi hayatımla bağdaştırabileceğim bir anı ya da duygu bulamadım.
Yazar, babasının hastalık sürecini ve onu kaybettikten sonra yaşadığı yas halini anlatıyor. Daha teknik bir açıdan değerlendirdiğimde ise Gospodinov’un kalemine, kelimelerine ve duyguları aktarma biçimini sevdiğimi söyleyebilirim. Okurken ‘Topraktan geldik, toprağa gideceğiz’ sözünün edebi bir anlatıya dönüştürüldüğünü hissettim.
Kitabın ilk cümlesiyle beraber -Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.-yoğun duygularla okumaya başladım. Beni direkt içine çekmişti sanki kitap. Ancak kitabın ikinci yarısında anlatının bana dağınık geldiğini söylemeliyim. Fazla sapmalar olması metnin bütünlüğünü ve akıcılığını benim için oldukça sekteye uğrattı.
Sosyal medyada karşılaştığım yoğun ve sarsıcı duygusal tepkilerin ise biraz abartılı olduğunu düşünüyorum. Yine de kitabı bu şekilde deneyimleyen, kendi hikayesinden parçalar bulan okurları anlayabiliyorum.
Kısacası Bahçıvan ve Ölüm, benim için okuduğum birkaç etkileyici cümle ve eksikliğini çektiğim duygusal olgulardan ibaret ortalama sayabileceğim, beni çok etkisi altına alamayan bir okuma oldu.