Keskin aydınlıktan bunahyordum,
Işınlar gibi onun gözleriyse.
İrkildim: olsa olsa bu
Beni evcilleştirebilir işte.
Eğildi, ve çekildi yüzümden kanım,
Şimdi bir şeyler soracak ...
Mezar taşı gibi dursun varsın
Benim yaşamım üzerinde aşk.
Artık aynı bardaktan içmeyeceğiz
Ne suyu ne tatlı şarabı,
Erken sabahlarda öpüşmeyeceğiz,
Ve birlikte gözlemeyeceğiz camdan akşamı.
Sen güneşte soluklanıyorsun, ben ayla,
Ama yaşamadayız biz aynı sevdayla.
Benim yanımda hep candan, sevecen dostum,
Seninlcyse canlı, şen sevgilin.
Ama gri gözlerde ürküyü ben anlıyorum,
Ve sensin suçlusu benim derdimin.
Sıklaştırmıyoruz kısa görüşmelerimizi,
Böyle korumaya yargılıyız erincimizi.
Bilirim: Fal açıp yolacağım ben de
Bahçeden sevecen bir papatyayı.
Herkes çeker bu yeryüzünde
Aşkın acısından neyse payı.
Şafağa degin penceremde yaktığım bir m um
Ve çekmiyorum özlemini kimselerin.
Ve bilmek de istemiyorum, istemiyorum, istemiyorum
Nasıl öpüldüğünü başka sevgililerin.
Yarın bana aynalar gülerek derler ki
"Artık ne ışıl ışıl gözlerin, ne de canlı ... "
Usulca derim: "Aldı gitti o peri
Tanrısal armağanını."