AYNA GÜNEŞİ İNCİTMESİN!..
İmam-ı Rabbânî (r.a) Mektubat'tan "Melikin atiyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Size de böyle olmuş mudur bilmem: Namaza başladığım ilk dönemlerde kendimle şu "al-ver"i çok yaşardım: "Şu hayatına bak, amellerine bak, arkadaşlıklarına bak. Şu boş sohbetlerine, kemliklerine, serseriliklerine bak. Şu, şu, şu... Bak, bak, bak..." En nihayet bu "al-ver"ler sonunda kendimi "namaz kılmaya layık olmaktan" öyle uzak görürdüm ki seccadeyi bırakırdım. Derdim: "Namaz kılmak için onu kılmaya lâyık bir hayat yaşamak lâzım. Sende böyle bir hayat yok. Kusurun bini bir para. O hâlde beynamazlığa devam." Elbette bugünden bakınca yaşadığımın bir "şeytan hilesi" olduğunu farkediyorum. (Elhamdülillah.) Çünkü buna ayılabiliyorum: Allah'a ibadet etmek, benim ibadet etmeye layık olmamla değil, Onun ibadet edilmeye lâyık olmasıyla ilgilidir. Allah Allah'tır. Ve dahi Rahman'dır, Rahîm'dir, Kerîm'dir, Rabbü'l-Âlemîn'dir. Tabiî ki koşulsuz ibadete lâyık olandır. Şükrüm Rabliğinin hakkıdır. Hukukullahtır. Ben ister öyle olayım, ister böyle, ister daha başka bir şekilde, bu beni ibadet etme ihtiyacımdan/borcumdan kurtarmaz. Çünkü Allah'ın Allahlığı değişmez. İltifatın sahibi ister bülbül olsun, ister karga, ister çekirge, gülün iltifatı haketmesi önemlidir. Gülün güzelliği gül yüzünde durdukça iltifatı da sesten sese bürünüp ona ulaşır. Ulaşmalıdır. Sesin çirkinliği gülün haketmişliğine zarar vermez. Kıbleyi göstermek parmağı kıble etmez. [...] Efendim, şöyle-böyle İslâmî konularda konuşmayı-yazmayı bir vazife olarak edinen herkesin, eğer haddini bilen birisiyse, şöyle bir vesveseye düştüğü olur: **Bir yanına kirli hayatını koyar. Diğer yanına hakkında kelâm edeceği hakikatlerin pir u pâklığını yerleştirir. Ve kara kara düşünmeye başlar: "Benim haddim mi bunlar hakkında söz
Tefekkürât
ŞEYTAN DA UKALÂLARI SEVER...
İzleyenler anımsayacaktır. "Gerçek bir hikâyeden esinlenilmiş" Sonsuzluk Teorisi filminde şöyle bir diyalog vardı: Hindistanlı dâhi matematikçi Srinivasa Ramanujan öğretmeni Prof. Hardy'e soruyordu: "Hava güneşliyken neden şemsiye taşıyorsunuz?" Öğretmeninin cevabı şöyleydi: "Yağmur yağmasın diye. Ben şemsiye taşırsam yağmur yağmaz. Çünkü ateistim." Srinivasa hocasına şu şekilde karşılık veriyordu: "Hayır efendim, tanrıya inanıyorsunuz, ama sizi sevmediğini düşünüyorsunuz." Bizim öğrenci tabii ki bu atışmada "inançlı" olan kesimi temsil ediyor. Ah, sakın, bilim meraklıları "kendince dindar" bu çocuğu hor görmesin. Zira onun 1900'lerin başlarında defterine not aldığı formüller bugün karadeliklerin matematiğini anlamak için kullanılıyormuş. Bazen ben de ateistlerle tartışırken Srinivasa'nın yaşadığı duygu duruma benzer şeyler yaşıyorum. Meselâ geçenlerde bir tanesi şöyle yazdı: "Allah bana mı sordu yaratırken?" Şaşırdım. Bakınız, inançlı bir kimsenin böyle sorması bir derece anlaşılır bir şeydir, çünkü yaradana imânı vardır. İnandığı yaratıcının kendisini niye yarattığını sorgulamaktadır. Buna cevap verilebilir. Mümkündür. Ancak ateist olması hasebiyle zaten yaratıcıya inanmayan birisinin sıkıştığı yerde böyle isyanlara sapmasına gülerim. "O bir inançsız değil!" derim. "O bir küskündür." Bu aşamadan sonra mevzu artık bir "varlık-yokluk" tartışması olmaktan uzaklaşır bence. Konuşulması gereken şimdi Tevhiddir. Çünkü muhatabınız "Allah" demektedir. "La ilâhe"de sıkıntı vardır. __"La ilâhe"deki sıkıntı olduğunu nereden çıkardın a çocuk?" derseniz ona da cevabım şu: Eğer bu arkadaşlar Allah'tan başka ilahın olmadığına sahiden inansalardı o zaman kendilerini de "ikinci bir ilah" konumuna yükseltmezlerdi. Niyazdan öfkeye sapmazlardı. Ne
Tefekkürât
Reklam
Sadece Gerçekleri Yazabilmek Büyük bir Cesaret İşidir (!)
Değil mi Efendim? Herkesin kendine özgü bir değer yargısı vardır.. 😂😂😂 KK
HATASI VE SEVABI İLE İNSANIM
Ben bir insanım ibret al, insanoğlu Kimi gün üzgünüm, kimi gün neşeli Kah kahkahalı kah gözlerim dolu Böyleyim işte dünyaya geldim geleli Kimi gün Yunus olur bu gönlüm benim Kimi gün de kendini bilmez Molla Kasım Bu günah bu sevap, bu defter benim Kimi gün dünya bana dost, kimi gün hasım Bazan havalı uçan bir balon, elden kaçmış Bazan hesaplaşmada dünyadan kaçmış Ne olacak halim ey dost günahlar boyu aşmış Ümitliyim, Rabbimin merhameti gazabını aşmış Duam Efendim beni bekler yarın aguşunu açmış KK
"Başımı omzunuza dayayabilir miyim efendim çünkü dik duracak halim kalmadı.."
Alıntı
Neymiş efendim yatağına kahvaltı beklermiş Kaldır mabadını da kahvaltıyı sen hazırla
Reklam
Reklam