-Dur hele sana ciddi bir soru sormak istiyorum, dedi. Tabii ben şimdi şaka ettim. Ama dinle... Bir yanda budala, anlamsız, önemsiz, ters, hastalıklı, kimseye yararı olmayan, tam tersine herkese zararı dokunan, niçin yaşadığını kendisi de bilmeyen, yarın nasıl olsa kendiliğinden ölecek olan bir kocakarı var. Anlıyor musun, anlıyor musun?
Subay, heyecanlanan arkadaşına dikkatle bakarak:
-Peki, peki anlıyorum, dedi.
-Sonunu dinle. Öte yanda yardım görmediklerinden boş yere ziyan olan genç, körpe canlar var. Hem bu gibiler binlerce; onlara her yerde rastlanabilir. Kocakarının manastıra adadığı parayla yapılması ve düzeltilmesi elde olan yüzlerce, binlerce hayırlı iş ve girişim var. Yüzlerce, belki de binlerce hayat doğru yola çıkarılıyor; onlarca aile yoksulluktan, ahlak bozukluğuna uğramaktan, kötü yola düşmekten, zührevi hastalıklar hastanesine düşmekten kurtarılıyor... Bütün bunlar da kocakarının parasıyla oluyor. Kocakarıyı öldür, parasını al, sonra da bu parayı bütün insanlığın, herkesin yararına harca!.. Ne dersin, yapacağın binlerce hayırlı işle bu cinayet unutturulamaz mı? Bir hayata karşı, kötü yola dökülmekten, mahvolmaktan kurtarılmış binlerce hayat... Bir ölüme karşı binlerce hayat... Bu bir hesap işi!.. Hem toplumsal dengede bu veremli, bu aptal, bu huysuz kocakarının hayatının ne değeri olabilir? Herhalde bir bitin, bir hamam böceğinin hayatından daha değerli olmasa gerek... Hatta onlar kadar bile değeri yoktur.