Kitap bir tiyatro oyunu türünde yazılmış ancak ben bu eserin edebi yapısından ziyade Jan Dark’ın hikayesine değinmek istiyorum. Çünkü onun askeri dehası, uzun süredir farklı ideolojik, dini ve felsefi çevrelerde tartışılan bir konu olmakla birlikte, son yıllarda benim de ilgimi çekmeye başladı.
Karşımızda okuma yazma bilmeyen köylü bir ailenin kızı var, ne bir asilzade ne de eğitimli bir asker. Peki nasıl oluyor da böyle bir profil tarihin akışına yön veren bir figür haline gelebiliyor?
Romantize edilenin ötesine geçtiğimde şu soruyla baş başa kalıyorum: Savaşın seyrini değiştiren bu genç kadın, çökmekte olan bir krallığın ordularına gerçekten hükmetmiş midir yoksa sadece moral veren bir maskottan mı ibarettir?
Modern tarih araştırmaları bu durumu efsane olmaktan çıkarıyor. Gerçek şu ki inançlı halk ve koskoca kral (!) tarafından mistik motivasyonuna tutunulan bu kadın zamanla yüzyıllardır farklı çevreler tarafından sahiplenilen bir sembol haline geliyor.
Jan Dark her ne kadar vatanseverlik, bağımsızlık, masumiyet, direnişin sembolü haline gelmiş olsa da ne yazık ki sonu trajik olmuştur, esir alınmış ve meydanda diri diri yakılarak idam edilmiştir. Kral VII. Charles gibi korkaklar yüzünden…
Elbette böyle bir fenomenin modern feminizmle çok yakından bir ilişkisi vardır. Hatta onu tarihin ilk proto-feminist ikonlarından biri olarak okumak yanlış olmaz. Tabii ki 15. yüzyılda ‘Ben kadınları temsil ediyorum.’ diye bir misyonu yoktu ajdhdjsjshs ama erkek egemen alanı adeta gaspetmesi, dönemin kıyafet politikalarına rest çekip zırhların ardında cinsiyetsizleştirmesi ve en önemlisi kendi bedenine hükmetmesi bugünün feminist mücadelesiyle çok çok yakından ilgilidir.
Kendi bedenine hükmetmek önemli bir detay çünkü 15. yy ortaçağ kadını ya babasına, ya kocasına ya da kiliseye