• "Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir."
  • "Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir!"

    Bu hüküm milleti, Allah'ın gölgesi olarak nitelenen padişahın kulu olmaktan çıkarıp devletin sahibi ve yurttaş yapıyor, laikliğin temelini atıyordu.
  • *800 YÜZYIL BOYUNCA Avrupa’da Gallen’in göz kitabı diye tedavülde kalan kitap aslında Huneyn bin İshak’ın kitabının tercümesidir.
    *928 yılına kadar Aristo’ya isnat edilen kıymetli taşlara dair kitap, aslında İbn-i Sina’nın Kitab-ı Şifa’sının taşlara ayrılan kısmıdır.
    *Türkiye’de kadınlar haklarını aramak zorunda kalmadılar, Atatürk kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı” söylemi gerçeği yansıtmamaktadır, Kemalist tarihin illüzyonlarından biridir. Türkiye’de kurulan ilk parti de CHP değildir. Türkiye’de ilk kurulan parti Nezihe Muhiddin tarafından 16 Haziran 1923’te kurulan Kadınlar Halk Fırkası’dır. Oy toplamak için de mücadele eden parti, TBMM ve Mustafa Kemal tarafından kapattırılmıştır. Daha sonra Nezihe Muhiddin 1924’te Türk Kadınlar Birliği’ni kurmuş, bu kurum da Mustafa Kemal tarafından kapattırılmıştır. Hatta bakmayın bugün Cumhuriyet gazetesinin Kemalist ve feminist takıldığına; dönemin rejim sözcüsü de olan Cumhuriyet Gazetesi parti kurma girişimini “Havva’nın kızları, meclise girip yılın manto modasını tartışacak” şeklinde alaya almıştır. Türk Kadınlar Birliği kapatılmış, mühürlenmiş, Nezihe Muhiddin yolsuzluk suçlaması ile karşı karşıya kalıp ihraç edilmiştir. Yazdığı kitaplar yok edilmiştir. Ölümü bile muammalıdır. Bazı kaynaklar, akıl hastanesi olan Lape Hastanesi’nde öldüğünü, bazıları da evinde kalp krizi geçirerek öldüğünü yazmaktadır. Gerçek olan şu ki yıllarca mezarı bile yapılmamıştır. Feminist dahi olsa, Kemalist rejime boyun eğmeyen her oluşum yok edilmiş, Nezihe Muhiddin de bunlardan biri olarak tarihin dipnotlarına düşülmüştür.
    *Köylü milletin efendisidir sözü M. Kemal’e ait değil, Kanuni Sultan Süleyman’a aittir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözü de M. Kemal’e ait değildir, Jean Jacques Rousseau’ya aittir, zaten M. Kemal’in nasıl bir Rousseau hayranı olduğu da bilinmektedir. Komünizm Türk milletinin en büyük düşmanıdır görüldüğü yerde başı ezilmelidir sözü de M. Kemal’e ait değildir, soğuk savaş döneminde uydurulmuştur. Ancak M. Kemal komünizm karşıtıdır, bakmayın bugünün Kemalistleriyle komünistlerinin el ele olduğuna.
    *“Dinde zorlama yoktur insan hürdür elbette, ister dünyada pişer, ister ahrette” sözü de Üstad’a ait değildir, bu söz değerli insan Cengiz Numanoğlu’na aittir. Ayrıca Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık…” sözü de Üstad’a ait değildir.
    *Çanakkale’de 250 bin şehit verilmemiştir. Yine hamasetle karşı karşıyayız. Tarihimizin abartıya ihtiyacı yoktur, Çanakkale o imkânlar, o düşmanla zaten başlı başına bir efsanedir. Devlet arşivlerine göre 55.127 şehit, 100.017 yaralı, 10.067 kayıp, 21.498 hastalıktan ölen insan olmuştur.
    İlave 1: “Söylediklerinize katılmıyorum ama onu söyleme hakkınızı ölümüne savunacağım” sözü Voltaire’ye ait değildir. Beatrice Hall, 1907’de yayınlanan bir kitabında kullanmıştır bu cümleyi.
    İlave 2: Salih Mirzabeyoğlu’nun oluşumu İBDA’dır. (İslami Büyük Doğu Akıncıları) 28 Şubat tetikçisi medya, Mahir ÇAYAN’ın örgütüyle ilgi kurmak için sonuna C ekini eklemiştir.
  • Bu hüküm milleti, Allah'ın gölgesi olarak nitelenen padişahın kulu olmaktan çıkarıp devletin sahibi ve yurttaş yapıyor, laikliğin temelini atıyordu.
  • "Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir ! "
    Turgut Özakman
    Sayfa 25 - Bilgi Yayınları
  • 568 syf.
    Yazarın okuduğum üçüncü kitabı oldu. Büyük ihtimalle de okuduğum son kitabı olacak. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan birisi özellikle önceki kitaplarında gördüğüm üzere yazar alternatif tarih üretimine yönelik bir aktör olmasıdır. İkincisi yazarın fikirleridir. Üçüncüsü belki de en önemlisi, yazarın üslubudur. Kendisinden olmayana, sevmediği kisilere,halka veya kim, ne olursa olsun bence oldukça rahatsız edici bir üslubunun olmasıdır. Buna sadece birkaç örnek:
    #47549818
    #47541711

    Üslubuna bağlı olarak ama daha da önemlisi yazarın fikirlerinde gördüğüm en rahatsız edici hususların başında Yahudilere yönelik aslında kendisinden olmayana yönelik olan nefret havası veren söylemlerdir. Nitekim bu nedenle kitabın atmosferi bence oldukça rahatsız edicidir. En son bu rahatsız edici atmosferi Kavgam kitabında hissetmistim. Orda da Hitler anlamsız bir şekilde kafasına gökten saksı düşse Yahudilerden biliyordu. Burda da yazarın odak noktasinda Yahudiler, dönmeler var. Kitapta 'İç ve Dış Düşmanlar: Yahudiler' adlı bir kısım mevcut. Yahudiler bir millettir, halktir. İsrail devletinin veya geçmişteki birtakım Yahudilerin yaptığı zulumlerden tüm bir milleti sorumlu tutamayiz ve bu nedenden oturu bir millete, halka komple düşman olamayız. Bu Yahudi, Ermeni, Rum, İngiliz, Arap, Fransız, Rus vb fark etmez.

    #47555158
    #47549282

    Yazar kendi ideal devletini kaleme almış. Temelinde şeriat var. Yazarın bu ideal devletinde şu an laik Cumhuriyette sahip olduğumuz kişisel özgürlüklerin olduğu izlenimini alamadım. Aksine basında sansür, toplumu ahlak yönünden bir kalıba sokma gibi uzayacak bir liste yapılacak şekilde özgürlüklerin kisitlanacagi bir devlet profili çizilmiş. Zaten hakimiyet hakkındir mantalitesi hakim olduğundan halk ikinci ve onun istekleri ikinci planda kalır. Halk 'hakka' uymak zorunda kalır. 'Hak' ne kadar özgürsun derse o kadar özgürsündür, nitekim yazar bir bölümde hür kavramını bu yönde açıklıyordu.

    Yazarın aslında başta yaptığı teshisler başarılı değil, haliyle cizilen çözüm tablosunun da tatmin edici olmasini beklemek hata olurdu. Teshisleri şu şekilde özetleyebilirim: Gerilememizin nedeni, İslam'dan uzaklasmadir, ilerlememizin nedeni de İslam'a yaklasmamizdir. Yani Çanakkale'de bizi yeşil sariklilar kurtardı ama Viyana'da kaybetmemizin nedeni İslam'dan uzaklasmamizdir mantığıdir. Ayrıca Batı maddecidir, ruhu yoktur. Bizim ruhumuz var, maddeye nüfuz edemedik; maddeye nüfuz etmemizi sağlayan inkilaplar da ruhumuzu alıp götürdüler temelinde ozetleyecegimiz diğer bir savini farklı farklı başlıklar altında sürekli vurgulamis. Bu nedenle aslında kitap gereğinden uzun olmuş diyebilirim.

    Bence kitabın bir derinliği yok. Yazar, basit savlari ağdalı, süslü edebi bir dil havasında yazmış. Yer yer eski kelimeler mevcut ancak bu bir derinlik değildir.

    Son olarak yazar İnkılap bekliyorum diyordu. Yazarın çizdiği bir çizgide ve anlayışta bir İnkılabin bu halka herhangi bir faydası olacağını düşünmüyorum. Müslüman olsa da olmasa da veya herhangi bir inancta olsa da, hangi etnik kimliğe sahip olursa olsun kitapta çizilen bir ideal devlette günümüz dünyasının insanın rahat ve huzurlu şekilde yaşayacağını ve bu ideal devletin, günümüz dünyasının hayat görüşüne, beklentilerine cevap verebileceğini düşünmüyorum.