Herkese uyduğu söylenen antidepresan dozları, iki cinsiyete farklı etki edebileceklerine dair var olan bütün kanıtlara rağmen hem erkeklere hem kadınlara veriliyor. Ağrı kesici reçetelerinde de bazı ilaçların kadınlarda daha az etkili olduğuna dair tutarlı kanıtlar olmasına rağmen cinsiyet ayrımı yapılmıyor. Kadınlar kalp krizi geçirmeye daha az yatkın olsa da kalp krizinden ölme ihtimalleri daha fazla çünkü iki cinsiyetin gösterdiği semptomlar farklı olduğu için kadınlar ve doktorları, krizleri vaktinde yakalamayı başaramıyor. Ameliyatlardaki anestezi ilaçları, Alzheimer tedavileri, hatta halk eğitim müfredatları bile, kadın bedeninin yumuşak ve etli de olsa genelgeçer bir beden olduğu, alt taraftaki birkaç önemli eksik parça dışında erkek bedeniyle aynı olduğu gibi yanlış bir düşünceden payına düşeni alıyor.
Müslüman hayatına mahsus gündelik ve sıradan neşveyi tekrar keşfetmeksizin düşünce dünyamıza ve toplum örgütlenmemize bir ferahlık, bir canlılık ve iş başarma yeteneği kazandırabileceğimizi beklememiz boşuna. Çünkü İbrani-Hıristiyan medeniyetinin kasveti aile düzenimizden eğitim sürecimize, iş ilişkilerimizden haber alma ortamlarımıza kadar sinsice sızmış, oralarda çoğu zaman hiç farkında olmadığımız bir hükümranlık kurmuştur. Bu tasallut yüzünden ömrümüzün büyük bir bölümünü kendi şahsiyetimizin derinlerinde yeri olmayan, yani ödünç alınmış sevinçler ve eğreti kederlerle geçiriyoruz. Ariyet sevinçlerimiz toplumsal bünyemizde iz bırakacak bir özellik kazanamadığı için kolaylıkla yenilik diye bize sunulan oyalanma araçları arasında savrularak zaman kaybediyoruz. Bunun yanısıra, eğreti kederlerimiz hayat içinde olgunlaşmamıza fayda sağlamadığı halde çoğu kez hayata küsmemize yetecek derecede tahribata yol açıyor.
Oysa gündelik İslâmî ölçülere riayet eden ve neşveyi sıradan etkinliklerinde tadabilen ufkuyla Müslüman dünyası her an mâverâya açılabilen sevinç ve kederlerden örülmüştür; bahçemizde kasvetin müstemlekesi asla kurulamaz.