Niyet edip hac yapmak üzere evden çıktın artık karıncaya bile incitmeyeceksin. Dönene kadar kimsenin hakkını yemeyeceksin; sen yedireceksin, sen vereceksin. İster manevi füruzatı isterse insanı eğitmesi açısından değerlendirelim, müthiş bir insanlık eğitimidir hac. Mümkün olduğu kadar genç yaşlar daha hacetmek, haccın üzerimizde oluşturduğu Müslüman karakterlerinin hacdan sonraki hayatımızda da devam edebilmesi açısından son derece yapıcı olacaktır.
Bu okul da benzer nedenlerle tatmin edici değildi. Diğer Avrupa üniversiteleri hümanist öğrenme fikirlerine karşı yavaş yavaş daha misafirperver hale gelirken, Sorbonne ortaçağın skolastik felsefesinin kalesiydi. Paris hümanizme açık değildi; profesörler hâlâ paradokslar ve uslamlamalarla meşgul, sosyal açıdan beceriksiz tuhaf kişiler gibi görünüyorlardı. Ayrıca Erasmus’un kaldığı yerler bakımsız ve çok fakirdi. Uygar yaşam koşullarının yetersizliği, Erasmus’un artık reddettiği “dünyayı küçümseme” tavrının bir başka çeşidiydi. Bunun yerine, eğitimin bir insanı dünyada kendini evindeymiş gibi, diğer insanlarla uyum içinde, arkadaş edinebilecek, akıllıca davranabilecek ve tüm insanlara nezaketle yaklaşırken bilginin ışığını paylaşabilecek biçimde yetiştirmesi gerektiğini düşünüyordu. Yani eğitim, humanitas’ın gelişimini teşvik etmeliydi.