Herkes ne yapıyorsa onu yapmak ister beş buçuk yaşındayken insan. Ve bu arzusu devam eder büyüyünce de. Kendine benzemeyenlerden korktuğu kadar, başkalarına benzeyememekten de ödü kopar. Bu yüzden ha bire dünya yüzündeki varlığını dengeleyecek birini arar. Öbür yarısını. Kendine en çok benzeyeni değil, onu bir bütüne tamamlayacak ya da eksiltecek olanı.
Çözülen bir yumaktan ziyade, giyilmekten yıpranmış eski bir hırkayı sökmeye benziyor hatırlamak. Her an olmadık bir noktada düğümlenebilir ip. Kopabilir oradan. Ve bir kere koparsa, bağlansa da aynı olmaz artık. İrtibat şart, rabıta mühim, ihtimam esas. Usul usul, usulünce çözmek icap ediyor. Her bir ilmeği sabırla açmak.
Ne aşk, ne ayrılık acısı, ne de arada bir kapınızı zorlayan başıbozuk varoluş sancıları, hiçbiri bir yarın olmayışının ruhta açtığı gediğin yanına bile yaklaşamıyor. (...) Ancak yaşamla ölüm arasında salındığınız, henüz ölmediğiniz ama yaşıyor da sayılamayacağınız o asap bozucu bekleme odasında hissedilen, rüzgârlı bir boşluk bu.