eiivitsi

8/10
·40 syf.··
2026 16. kitabı
Kedisi kaybolan bir çocuk, tutuyor elimizden ve dolaştırıyor bizi yaşadığı şehrin sokaklarında. Beraber arıyoruz merak ve endişe içinde kediyi. Büyük şehirler yetişkinleri bile çiğneyip bir kenara tükürürken kaybolan bu küçüğün bir şansı var mıdır ki dışarıda? Neyse ki elimizden tutup bizi dolaştıran öbür küçüğümüzün kendi tecrübelerinden yola çıkarak verdiği tavsiyeler de bize eşlik ediyor bu yolculukta. Neredeyse sessiz bir kitaptı ve çizimleri çok güzeldi. Gürültüsünden fenalıklar geçirten büyük şehirlerin kalabalığını, trafiğini, beton yığınlarını ve bu şehirlerde çocuk olmanın zorluklarını sessiz sedasız bir şekilde çok güzel anlatmış Sydney Smith. Kar temasıyla huzur verirken sonuyla hüzünlendiren bir kitap oldu. Kedisi olan sevdiklerinizi ağlatmak için birebir bir kitap, harika. Ayrıca ilk sayfalarda çocuk otobüsten inip "Bir şehirde küçük olmak ne demek, iyi bilirim. İnsanlar görmez seni..." diye girizgâh yapınca aklıma Öyle Bir Geçer Zaman ki'deki Osman'ın şu sözleri geldi: "Ben, masal gibiydim; bi' vardıım bi' yoktum. Çünkü çocuktum. Büyükler beni görmek isterlerse var olurdum, görmek istemezlerse yok. Ama yanılıyorlardı. Ben hep vardım." Esasında kitapla pek alakalı değil, hatta bu repliğin, kitap için fazla dramatik kaçtığının da farkındayım ama zaten kitaba aklımda bu sözlerle devam ettiğim için dünyanın en mutlu sonu olsaydı bile ben gölgelerde yaşamaya mecbur bırakılan çocuklara üzülmeye devam edecektim galiba...
Çocuk Edebiyatı
Şehirdeki KüçükSydney Smith · Kırmızı Kedi Çocuk Yayınları · 202033 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2023 22. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2023 11:08
~ İncelemede sürprizbozan mevcuttur. ~ Mükemmel bir kitaptı. Japonya'nın, Kore'yi sömürgesi hâline getirdiği tarihlerden 1989'a, Busan'dan Yokohama'ya uzanan acı dolu bir roman. Aşk, ihanet, savaş, ırkçılık, yoksulluk, ayrımcılık, çaresizlik, o dönemki kadın-erkek ilişkileri, savaşın ve yoksulluğun getirdiği o ahlaksızlık ve yozlaşma... O dönem Japon sömürüsü altında Korelilerin yaşadığı bütün zulümlere şahit oluyoruz bir aile üzerinden. Herhangi bir cephe veya bir savaş sahnesi olmamasına rağmen savaşın ve sömürünün ne kadar gaddarca ne kadar acımasızca bir şey olduğuna yine, yeni, yeniden şahit oldum okurken. Kitapta birkaç yerde "bir kadının hayatı acı çekmekten ve çalışmaktan ibarettir" cümlesi geçiyordu. Normal koşullarda da geçerli olan bu cümle, savaş koşullarında bin kat daha anlaşılır bir hâle geliyor. Yoksulluk ve işsizlik sebebiyle çalışmak için Çin'e götürülme vaadiyle kandırılıp fuhşa zorlanan kadınlar, Japon askerlerine pazarlanan kadınlar, savaşın ilerleyen dönemlerinde bir dilim kuru ekmek için her şeyi yapacak hâle gelen insanlar, çocuklarını ve kendilerini doyurmak için kendilerini satan kadınlar... yoksulluk ve zulüm, elinde çiçekle çikolatayla gelecek değildi tabii. Ahlaksızlıkla gelecekti. Yozlaşmayla gelecekti. İnsanın içinde en ufak merhamet ve iyilik kırıntısı bırakmayacaktı. Tabii ki bunların bazıları da bir tercih. (Hiç öyle bir yokluk, öyle bir zulüm, acı yaşamadığım için yargıla(ya)mıyorum kimseyi tabii ki. Allah kimseye yaşatmasın, hâlâ düşündükçe gözlerim doluyor.) Çünkü ana karakterlerimizden Sunja, eve yardım edebilmek ve çocuklarını okutabilmek için olmayan Japoncasıyla pazarda atıştırmalıklar, turşular satmaya başlıyor. Ve o yoklukta, malzemeye erişimin çok zor olduğu dönemlerde canla başla çalışarak yapıyor bunu. "Bir kadının hayatı
PaçinkoMin Jin Lee · Epsilon Yayınevi · 2024547 okunma
10/10
·139 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2025 00:00
"Her işinizde, sizinle insanların elleri arasına, daima bir çiçek girer; o, ramazandır." İçine sonsuz Ramazanlar sığdıran bu kitapla, Ramazan'ın başında karşılaşmamış olmanın hüznünü yaşıyorum. Ramazan'ın başında karşılaşsaydım kitabı o ilk teravih, ilk sahur, ilk oruç, ilk iftar heyecanı ve sevinciyle okuyacak; Müslümanlar için seneyi nur gibi aydınlatan bu mübarek ayın kıymetinin daha çok farkına varacak ve daha bilinçli bir Ramazan geçirecektim belki de... Yine de Ramazan'ın sonlarına doğru yazdığı satırları okuyup Sezai Karakoç ile birlikte beraber hüzünlenmek de güzel bir okuma serüveni oldu benim için. İçinde sonsuz Ramazanlar barındıyor dedim, çünkü Sezai Karakoç'un oruç yazılarını hem güncel bir şekilde o dönem okuyan Müslümanların, hem günümüzde okuyan bizim, hem de bu yazıları henüz okumamış ama okuyacak olan tüm Müslümanların geçmiş, şimdi ve gelecek Ramazanlarına, oruçlarına, hislerine ayna tutan bir eser, bu eser. İnsan yaş aldıkça zamanla bazı şeyler eskisi gibi olmuyor, eskisi gibi heyecan vermiyor veya hevesimiz kaçıyor bazı şeyler için. Ama okurken düşündüm ve fark ettim ki Ramazan için asla "artık eski oruçların tadı yok ya" veya "Ramazan geldi ama gelmese de olurdu / geldi de n'oldu" (hâşâ) minvalinde cümleler kurmuyorum. Daha doğrusu kuramıyorum, öyle hissedemiyorum, hissetmek de istemiyorum (hissedilmesi teklif dahi edilemez kısaca). Çünkü üç aylar bir girsin, Ramazan bir yaklaşsın içim yine kıpır kıpır oluyor, bi' sevinç kaplıyor içimi, eskimeyen bir güzelliği, bir büyüsü var bu güzel ayın. 1960'larda, 30'larında, bilgi birikim olarak beni bilmem kaça katlayacak bir düşünür/yazarla 2023'teki dümdük işsiz olan kör cahil ben, Ramazan'da ortak bir paydada buluşuyoruz, aynı heyecanı paylaşıyoruz, içimizde aynı birlik hissi var ve büyük ihtimalle,
Samanyolunda ZiyafetSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20254,592 okunma
9/10
·664 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2023 06:56
Dördüncü kitap; diğer kitaplara nazaran daha hareketli, bir sürü farklı karakterle karşılaştığımız, olayların artık daha da ciddileşeceğinin habercisi bir kitap olmasına rağmen okurken biraz sıkıldım (son yüz sayfa hariç). Belki kitapları art arda okuduğum için sıkmıştır, biraz ara verip sonra devam etmeliyimdir belki. Yalnız, kitabın kurgusu, evreni, karakterleri aklımı başımdan aldı cidden. Kitapların biraz çocuksu olacağı beklentisiyle okumaya başladığım için normalde etkileneceğimden biraz fazla etkilenmiş olabilirim. Kitabın bende 24. baskısı var ve bence serideki en güzel kapak bu kitaba ait. Renkleri falan aşırı hoşuma gitti. Ama sayfa kalitesindeki düşüşü görmek biraz moralimi bozdu okurken. :/ İlk üç kitaptaki sayfalar o kadar kalındı ki çevirirken 3-5 sayfa çevirdiğimi sanıp kontrol ederek geçiyordum ama bunda sayfalar kağıt gibi () incecikti. Artık Hogwarts'taki dördüncü senesine geçen Harry'nin, uzun bir aradan sonra yeniden yapılan Üç Büyücü Turnuvasına, kendi iradesi dışında katılışını ve özlem duyduğu normal ve güvenli hayata bu sene de kavuşamayışını okuyoruz. Harry'nin turnuvada birbirinden tehlikeli bu üç görevi tamamlamasına şahitlik ediyor ve bu işin arkasında kimin parmağının olduğunu çözmeye çalışıyoruz bu kitapta. Yazar, kitabı yazdığı dönemde, benim yıllar sonra kitapları okuyup, kitabın başlangıçlarının aynılığı konusunda sitem edeceğimi hissedip bu sefer kitaba başka bir evrende, en güzel hâlinde (göreceli bir kavram ne de olsa), hayata karışmaya çalışan Voldemort ile başlamış sağ olsun. Diğer kitaplarda da aynı performansı bekliyorum kendisinden. Yorumun girişinde de bahsettiğim gibi, kitap biraz sıkmıştı beni ve turnuvanın son oyununu da hafif sıkıla sıkıla ve ne olacak diye merak ede ede okurken, Harry ve Cedric'in turnuvayı kazanıp
Fantastik
Harry Potter ve Ateş KadehiJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları · 202336,3bin okunma
8/10
·396 syf.··
Beğendi
·
2023 16. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2023 23:22
Yorumda sürprizbozan mevcuttur. "Aşkın mapushane İçinde ben mahkûm Saçların parmaklık Gözlerin gardiyan oldu İçinde ben ziyan oldum." Şarkısını, peçeteye yazıp saygıdeğer Ruh Emicilere ithaf eden, adının kim bilir kaçıncısı, Çapulcu Haritası'nın Patiayak'ı, James Potter'ın sağ kolu, Azkaban'ın kader mahkûmu ve Harry Potter'ın vaftiz babası sayın Sirius Black'e saygılarımı ve sevgilerimi ileterek başlamak istiyorum yorumuma. Serinin üçüncü kitabını beklediğimden daha uzun bir sürede okudum. Elim hiç varmadı, bir şeyler okumak istesem de okumaya eriniyorum son zamanlarda, maalesef. Kitaba gelecek olur isem; kitabımız yine, yeni, yeniden "binicem üstüne, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı" Dursleylerin, mazlum Sezercik Harry'ye mezalimi ile başlıyor. Okurken biraz kabak tadı vermeye başladı bu durum artık ama neyse... Umarım kalan 4 kitapta da aynı başlangıcı görmeyiz artık. Karakterlerin artık yavaş yavaş ergenliğe girdiklerine ve ergenliğin getirdiği o asiliği ucundan ucundan göstermeye başladıklarına şahit oluyoruz. Bence güzel bir detay olmuş yazarın bunu bize fark ettirmesi. Bu kitap, serinin ilk iki kitabına nazaran daha duygusal geldi bana. Özellikle son sayfalara doğru yüzümde acının tatlı tebessümü ile okuyup bitirdim kitabı. Harry'nin, Ruh Emicilerle karşılaştığında, annesinin çığlıklarını duyduğu kısımlara üzüleceğimi sanmıştım ama beni asıl duygulandırıp hüzünlendiren kısım, Sirius Black ile yaşadığı iletişim oldu. Babasını hiç göremediği ve bir baba figürü de hayatında hiç olmadığı için, henüz tanıştığı biriyle -kendisinin vaftiz babası, babasının da en yakın arkadaşı olsa bile- beraber yaşayacağı düşüncesine kapılıp gitmesi, buna heves etmesi ve ardından bütün hevesinin kursağında kalması... :' "Are you Sirius?!!" diye isyan ettim okurken (nası şaka ama??).
Fantastik
Harry Potter ve Azkaban TutsağıJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları Yayınları · 202242,4bin okunma