Kedisi kaybolan bir çocuk, tutuyor elimizden ve dolaştırıyor bizi yaşadığı şehrin sokaklarında. Beraber arıyoruz merak ve endişe içinde kediyi. Büyük şehirler yetişkinleri bile çiğneyip bir kenara tükürürken kaybolan bu küçüğün bir şansı var mıdır ki dışarıda? Neyse ki elimizden tutup bizi dolaştıran öbür küçüğümüzün kendi tecrübelerinden yola çıkarak verdiği tavsiyeler de bize eşlik ediyor bu yolculukta.
Neredeyse sessiz bir kitaptı ve çizimleri çok güzeldi. Gürültüsünden fenalıklar geçirten büyük şehirlerin kalabalığını, trafiğini, beton yığınlarını ve bu şehirlerde çocuk olmanın zorluklarını sessiz sedasız bir şekilde çok güzel anlatmış Sydney Smith. Kar temasıyla huzur verirken sonuyla hüzünlendiren bir kitap oldu. Kedisi olan sevdiklerinizi ağlatmak için birebir bir kitap, harika.
Ayrıca ilk sayfalarda çocuk otobüsten inip "Bir şehirde küçük olmak ne demek, iyi bilirim. İnsanlar görmez seni..." diye girizgâh yapınca aklıma Öyle Bir Geçer Zaman ki'deki Osman'ın şu sözleri geldi:
"Ben, masal gibiydim; bi' vardıım bi' yoktum. Çünkü çocuktum. Büyükler beni görmek isterlerse var olurdum, görmek istemezlerse yok. Ama yanılıyorlardı. Ben hep vardım."
Esasında kitapla pek alakalı değil, hatta bu repliğin, kitap için fazla dramatik kaçtığının da farkındayım ama zaten kitaba aklımda bu sözlerle devam ettiğim için dünyanın en mutlu sonu olsaydı bile ben gölgelerde yaşamaya mecbur bırakılan çocuklara üzülmeye devam edecektim galiba...